"Bazı insanlar hayatı kazanmak için uğraşır; bazıları ise o hayatı, uğruna ölmeye değer gördükleri bir inanca adar."
SAKİN HAYATIN YÜKSEK VAZİFESİ
ŞABAN AKBAŞ. Bu isim, 35 yıllık kısa ömrüne sığdırdığı eşsiz bir cesaretin simgesidir. O, ne bir komutan, ne de üniformalı bir askerdi. İstanbul’un Kartal Samandıra Erikli Mahallesi’nde, ailesinin rızkını alın teriyle kazanan, hayatını hurda toplayarak idame ettiren mütevazı bir esnaftı. Evliydi, bir yuvaya ve çocuklarına duyduğu derin sevgiyle doluydu. Kendi küçük dünyasında dürüstlüğü ve inancıyla dimdik duran Şaban Akbaş, sıradan bir günde, hayatın kendisinden bir kahramanlık duruşu talep edeceğinden habersizdi.
ADANMIŞLIĞIN ODAK NOKTASI
İstanbul’un Akşemsettin Caddesi üzerinde bulunan Anadolu Kıraathanesi, sadece bir buluşma yeri değil, ülküdaşlık ruhunun perçinlendiği bir ocaktı. Burası, inanca ve vatana bağlılığın sessizce dillendirildiği bir sığınaktı. Ancak takvimler 21 Ocak 1999’u gösterdiğinde, bu sığınağın üzerine hainliğin gölgesi düştü.
23.30: KARANLIĞIN KALBE İNDİĞİ AN
Gecenin sessizliği, saat 23.30 sularında kalleşçe bir gürültüyle yırtıldı. Hain emeller taşıyan bölücüler, doğrudan bu birlik mekânını hedef aldı ve kıraathaneyi bombayla vurdu. Amaçları korku salmak, toplumsal huzuru yok etmekti. Saldırının ardından caniler, yaptıkları bu alçak eylemin cezasız kalacağını düşünerek yaya olarak olay yerinden kaçmaya başladılar.
ÖLÜMÜNE KOVALAYAN YÜREK
İşte bu kaos ve panik anında, sıradan bir esnaf olan Ülküdaşımız Şaban Akbaş, hayatı pahasına bir karar verdi. Onun kalbindeki vatan sevgisi, vücudundaki yorgunluğa galebe çaldı. O, sadece bir görgü tanığı olarak kalmayı reddetti. Vatanına kast edenlerin, milletinin huzurunu bozanların kaçmasına izin veremezdi.
Çevre sakinleri ve esnafın şaşkın bakışları arasında, Şaban Akbaş, hainlerin peşine düştü. Bu bir kovalamaca değildi; bu, adaletin ve onurun, ihaneti kovalamasıydı. Metin, kuru bir cümleyle kaydetti o anı: “Ölümüne kovalayarak...”
Fedakârlığın ulaştığı bu zirvede, Şaban Akbaş, inanılmaz bir cesaretle firari hainlerden birini yakalamayı başardı.
ŞEHADETİN TESCİLLENDİĞİ SİPER
Bir haini ele geçirmenin bedeli ağır oldu. Diğer eli kanlı çete mensupları, yakalanan yoldaşlarını kurtarmak adına, silahsız ve cesur yürekli Şaban Akbaş’a döndüler. O an, Şaban Akbaş için bir dönüm noktası değil, bir alın yazısıydı. Hainler, silahlarını Akbaş’a doğrultarak ölüm kustular.
Şaban Akbaş, omuz verdiği davası uğruna, gözünü dahi kırpmadan yürüdüğü ateş çemberinde ağır yaralandı. Adalet için attığı son adımı, hayatıyla mühürledi. Silahlı saldırının ardından derhal Özel Duygu Hastanesi’ne kaldırılmak istenirken, yolda son nefesini verdi ve ebediyet makamına, Şehitlik mertebesine yükseldi.
TEKBİRLERLE YÜKSELEN VEDA
O, bir baba, bir esnaf olarak yaşadı; ancak bir kahraman olarak aramızdan ayrıldı. Sabah saatlerinde Adli Tıp’tan alınan naaşı, Samandıra Veysel Karani Mahallesi’ndeki evine getirildiğinde, sadece bir mahallelinin değil, bütün bir davanın yasını tutanların gözyaşları sel oldu.
Samandıra Merkez Camii’ne, tam üç bin kişilik destansı bir kortej eşliğinde taşındı. Bu görkemli kalabalık, onun fedakârlığının ne denli büyük olduğunu tüm İstanbul’a ilan etti. İkindi namazını müteakip, gökleri inleten tekbir sesleri arasında Şehit Şaban Akbaş, ebedi istirahatgâhı olan Samandıra Mezarlığı’na, inancının ve vatan aşkının toprağına emanet edildi.
"O, ne bombadan korktu ne de silahtan. Korktuğu tek şey, hainlerin vicdanlarda cezasız kalmasıydı. Şaban Akbaş’ın adı, 35 yıllık ömrünün son saniyesinde bile vatan borcunu ödemenin onurunu taşımaktadır."