“Bazı hayatlar bir millete sığmaz; onlar, tarihin en karanlık kavşağında, inancın ve cesaretin destanını yazmak için bir kurşunluk anı seçerler.”
ADININ YAZILDIĞI YÜREK: KİMLİĞİ VE DURUŞU
O, 31 yıllık ömrüne, sarsılmaz bir imanı, üç evladın geleceğini ve bir ulusal duruşun yükünü sığdırmış bir adamdı. Adı, Cemal Adalmış’tı. Ülkücü davanın yılmaz neferi, inancında ve adanmışlığında kusursuzdu; abdestinde, namazında bir erdi. İstanbul’un Karagümrük semtinde, sadece ticarete değil, inandığı değerlere de ışık tutan bir iş adamıydı; Haber Ajansı, Basın Dergisi ve Ak Reklam Ajansı’nın sahibi. O, erken saatlerde başlayan, geç vakitlere dek süren çalışmasıyla, idealizmin ne kadar yeryüzüne ait olabileceğinin yaşayan timsaliydi. MHP’ye olan bağlılığı sadece bir siyasi tercih değil, vatanına ve milletine duyduğu derin sevginin yeminli bir ifadesiydi.
SABAHIN IŞIĞINDA BİR KAHRAMAN
Takvimler, 21 Ocak 1980’i gösteriyordu. İstanbul, soğuk ve tehlikeli bir karanlığa uyanıyordu. Ayvansaray’da, Demirli Sokak’taki evinin önünde, Cemal Adalmış, her zamanki gibi günlük mesaisine hazırlanıyordu. Sabahın 08.30’unda, otomobilinin camlarını silerken, hayatın rutin akışına kendini bırakmıştı. Bilmiyordu ki, ideolojik nefretin tetiğini çektiği o puslu şafak, onun için değil, onun inandığı değerler için kurulmuştu. Cemal Adalmış, bir tehdit olarak görülüyordu; çünkü o, sadece bir iş adamı değil, Dev-Yol’un el yazısıyla hazırlanıp olay yerine bırakılan bildiride de belirtildiği gibi, mücadele edilen yüksek bir ahlakın, "MHP ve ÜGD" ruhunun ta kendisiydi.
O KARAR ANININ YÜKÜ: SON SÖZ
Ve gölgeler sokağa düştü. İki komünist militan, Cemal Adalmış’ın üzerine yürüdü. Silahlar patladığında, kurşunların soğuk rüzgarı ilk anda onu teğet geçti. O bir anlık süre, çoğu insanın kendi hayatını kurtarmak için kullanacağı kritik bir fırsattı. Ama Cemal Adalmış’ın yüreğinde, fedakarlık, hayatta kalma içgüdüsünün önüne geçti. Geri çekilmek yerine, tüm gücüyle eşine bağırdı:
“Hanım eve gir!”
Bu, bir kahramanın son emri, eşine ve çocuklarına bir siper oluşturma çabasıydı. O, kendi hayatı pahasına, sevdiklerini ateş çemberinden korumayı seçti.
HİÇLİKTE YÜKSELEN SES: VURULUŞ
Ancak kader, acımasız bir gecikmeyle ağırdı. Eşinin tereddüdü, Cemal Adalmış’ın kendini feda etme anını dondurdu. Peş peşe gelen ikinci kurşun yağmuru, bu sefer hedefini buldu. Bir yuvanın direği, bir davanın onuru, Ayvansaray’ın Demirli Sokağı’nda, eşinin gözleri önünde, kanlar içinde yere yığıldı.
Eşinin koşup onu kucaklaması, çevreden feryatla yardım istemesi, o anın dehşetini bir kat daha artırdı. Fakat o karanlık çağda, komşuluk bağları bile korkunun zincirine vurulmuştu. Kimse elini uzatmadı. Yardımın sesi kesilmişti.
Ta ki ülküdaşları, kardeşlik yeminiyle o korku çemberini yarana dek. Onu kanlar içinde kaldırıp hastaneye yetiştirme çabaları, bir inancın son direnişiydi. Ne var ki, yol, Cemal Adalmış için son duraktı. Henüz hastaneye varmadan, inandığı dava uğruna, 31 yaşında bir Ülkücü Şehit olarak ebediyete yürüdü. O, sadece bir can vermedi; 1980 yılının üzerine düşen kara gölgede, cesaretin ne demek olduğunu kanıyla mühürledi.
“Cemal Adalmış, 31 yıllık ömrünü, üç çocuğunun geleceğini ve inandığı değerleri, 1980 yılının o meşum sabahında, bir ulusun kalbine kazınmış ebedi bir meşaleye dönüştürdü.”