"Bazı ruhlar, yürüyecekleri yolu önceden bilirler. Onlar, ölümü bekleyen değil, davaya adanmışlığı seçenlerdir."
İSTANBUL'UN YÜREĞİNDE BÜYÜYEN ATEŞ
Ülkücü Şehit Metin Demirtaş, İstanbul’un karmaşık ve çalkantılı sokaklarında sessizce yürüyen binlerce fedakâr ruhtan biriydi. Yaşamını Kadıköy’ün çeperinde, Kuşdili semtinde oto döşemecisi olarak çalışarak kazanıyor, gecelerini ise Akşam Lisesi'nin sıralarında ilimle dolduruyordu. Ancak onun asıl ocağı, yalnızca bir dernek binası değil, bir inanç kalesi olan Ülkücü Gençlik Derneği Kadıköy şubesindeki yoldaşlarının yanıydı. O, gece gündüz demeden, inandığı yolda nefer olmayı seçmişti.
İKİNCİ KURŞUNDAN SONRA GELEN BİLİNÇLİ SEÇİM
Metin Demirtaş’ın hayatı, sıradan bir gencin öyküsü olmaktan çok uzaktı. Daha 1977 yılında, karanlık gölgeler onu iki kez hedef almış, iki ayrı saldırıdan da yaralı olarak kurtulmuştu. Bu, bir uyarıydı; geri çekilmesi, vazgeçmesi için bir işaret. Ailesi, onu bu tehlikeli yoldan ayırmak için çırpınmış, evlendirmek ve askere göndermek suretiyle korunaklı bir limana çekmek istemişti.
Fakat Metin Demirtaş, kendi kaderini çoktan yazmıştı. Ailenin ısrarlarına karşılık omuzlarını dikleştirdi ve o ağır sözü söyledi: Evlenmeyi kabul etmedi. Çünkü o, yaşayacağı acı bir sürpriz değildi; o, "şehit olacağını biliyordu."
Bu bilgi, onu korkutmadı; aksine, duruşunu çelikleştirdi. O andan itibaren Metin Demirtaş, yürüyen bir fani değil, adanmışlığına doğru ilerleyen bir kahramandı. Yaralı bedenine rağmen davayı bırakmaması, fedakârlığın en yüksek mertebesiydi.
20 OCAK 1978: SON ADIM
İstanbul üzerindeki gerilim her geçen gün artarken, Metin Demirtaş’ın beklediği son imtihan günü geldi. 20 Ocak 1978 gecesi, kaderi belirleyen o soğuk hava, Kadıköy’ün sokaklarına çökmüştü. O, tehlikenin kol gezdiği o saatlerde dahi yeminine sadık kaldı.
Detaylar, o geceyi kaplayan karanlığa karışmıştır. O anın bir çatışma mı, bir pusu mu olduğu bilinmez. Yürekleri dağlayan tek gerçek şudur: Saat 23.30 sıralarında, inandığı değerler uğruna yürüdüğü yolda, bir kurşun sesi yükseldi.
Metin Demirtaş’ın şehadet anı, bir korkunun bitişi değil, bilinçli bir fedakârlığın mührüdür. O, bilerek yürüdüğü o karanlık anda, tereddüt etmeden son nefesini vatan ve ülkü uğruna verdi.
"Bazı hayatlar bir gecede biter, ama bazı adanmışlıklar, o kurşunun sesiyle başlayarak sonsuza dek yankılanır ve yeni nesillerin yeminine dönüşür."