"Bazı hayatlar bir makamla değil, bir duruşla anılır. Recep Altıparmak'ın hikayesi, inancın çeliğiyle örülmüş, bir gecenin karanlığına kazınmış bir destandır."
KİMLİK VE ADANMIŞLIK
O, cephede bir asker değildi; o, cephesi hayatın tam ortası olan bir neferdi. Adı, Recep Altıparmak’tı. Kimliği, sadece bir isimden ibaret değildi; o, ülkü denen kutsal bir sevdanın bayrağını gönlünde taşıyan bir yiğitti. Hayatını ülkesinin kalkınmasına adamış, alın teriyle yurdunu inşa eden binlerce Adsız Kahraman'dan biriydi. Doğduğu yerin bilgisi tarihin tozlu sayfalarında gizli kalsa da, duruşu ve şehadetinin yeri, vatanın hafızasına silinmez bir iz olarak kazındı.
PETROLÜN İÇİNDEN YÜKSELEN İRADE
Batman, kara altının kalbi, zorlu mücadelenin şehriydi. Recep Altıparmak, bu çetin coğrafyada, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı'nda (TPAO) bir İŞÇİ olarak çalışıyordu. Onun mesleği sadece fiziksel bir uğraş değil, aynı zamanda ülkenin geleceğine olan inancının bir göstergesiydi. O, sadece petrolü çıkarmıyordu; o, kendi elleriyle Türkiye’nin bağımsızlık ateşini yakıyordu. Bu sıradan yaşamın ardında, sarsılmaz bir ülküdaşlık yemini, zorlu zamanlarda geri adım atmamayı gerektiren bir irade yatıyordu.
OFİS CADDESİNDE BEKLEYEN TUZAK
Tarihler 19 Ocak 1978’i gösterdiğinde, Batman’ın üzerindeki gerilim bulutları iyice yoğunlaşmıştı. O gece, karanlık, ihanetin ve pusuya yatmış düşmanlığın gölgesi haline geldi. Saatler 23.00’ü vurduğunda, kahraman işçinin adımları, kaderinin yazıldığı Ofis Caddesi’ne yöneldi. O an neler yaşandığına dair detaylar eksiktir; ne bir savunma çığlığı, ne de bir çarpışma bilgisi tarihe not düşülmüştür. Bilinen tek şey, Altıparmak’ın tehlikenin üzerine cesaretle yürüdüğüdür.
Komünist militanlar, karanlığı ve sinsiliği kendilerine siper ederek, hak ve adalet yolunun bu yiğit neferine kurşunlarını yağdırdılar. O, bir meydan savaşında değil, namertçe bir pusu ile karşılaştı. Ağır yaralarla yere yığıldığında dahi, onun bedeni yenilmiş olsa bile, davasının ruhu dimdik ayaktaydı.
SON NEFES, SÖNMEYEN IŞIK
19 Ocak 1978 gecesi, Ofis Caddesi sadece bir caddenin adı olmaktan çıktı; bir fedakârlığın, bir teslim olmayışın sembolü haline geldi. Vücuduna isabet eden hain kurşunlar, Recep Altıparmak’ı hayattan kopardı, ancak adanmış bir ülkü uğruna can vermek, onu ölümsüzleştirdi. O bir şehitti. Yirmi dört saatlik bir günün son saatlerinde, hainliğin en karanlık anında düşen o kahraman işçi, geride bıraktığı ülküdaşları için bir meşale yaktı. Onun feda ettiği hayat, bir uyarı ve bir onur nişanı olarak tarihe kaydedildi.
"O adımlar yürüdüğü yolda kaybolmadı; 19 Ocak 1978’de, bir işçinin yüreğinden vatanın tarihine ateşten bir mühür olarak kazındı."