"Bazı insanlar sadece yaşamak için doğar; Uğur Selvi ise, bir ülküye adanmak ve o uğurda ölmek için dünyaya gelmişti."
I. ADI VE SÖZÜ
O, sadece bir isim değildi; o, 1970'lerin çetin rüzgârlarında bayraklaşmış bir yemindi. Tarihin en zorlu sayfalarında, davasına duyduğu sarsılmaz sadakatle anılan UĞUR SELVİ, hayatının gayesini, taşıdığı en yüce sıfatla mühürledi: ÜLKÜCÜ ŞEHİT. Bu unvan, onun kimliğinden, mesleğinden ve doğum yerinden çok daha fazlasıydı; bu, ruhunun taşa kazınmış kararıydı.
II. KAYIP BİR DESTANIN ERİ
Tarih, bazen kahramanların dünyevi detaylarını kaybetmeyi seçer ki, onların fedakârlığı daha da büyüsün. Uğur Selvi’nin nereden geldiği, hangi toprağın evladı olduğu (DOĞUM YERİ) ya da geçimini hangi işten sağladığı (MESLEĞİ), kayıtlarda boş bir satır olarak kaldı. Çünkü onun kimliği, beton binalarda ya da bir diplomada değil; Anadolu'nun ortasında, çile ve imanla örülmüş bir mücadelenin tam kalbinde yazılıydı. O, sıradan bir hayatın değil, adanmışlığın ta kendisiydi. Onun mesleği ülkü, memleketi ise davasının bayrağı altındaki her karış topraktı.
III. BİR YEMİNİN BAŞKENTİ: KONYA
Takvimler 1978 yılını gösteriyordu. Memleketin dört bir yanı karanlık bir hesaplaşmanın soğuk gölgesi altındaydı. Ve bu acımasız mücadelenin odağı, bir medeniyet beşiği olan KONYA idi. Uğur Selvi, ülküsinin müdafaası için en tehlikeli cephelerden birinde, bu kadim şehirde dimdik durdu. O, 19 Ocak 1978'e doğru atılan her adımda, göğsündeki imanı, kışın buz kesen ayazına siper ediyordu.
IV. ATEŞ ÇEMBERİNE YÜRÜYÜŞ
En büyük fedakârlık, sessizlikte yapılan fedakârlıktır. Olay Günü'ne dair bilgiler tarihin sisleri arasında kayboldu. Ne tür bir tuzağa düştü, hangi hain pusuda tek başına kaldı, son nefesinde hangi düşmana karşı duruş sergiledi? (OLAY GÜNÜ: Metin eksiktir). Bu bilinmezlik, Uğur Selvi’nin kahramanlığını zirveye taşır. O, geriye tek bir tanıklık bile bırakmadan, bir destanın tam ortasında kayboldu. Ne yaşanırsa yaşansın, o son adımı tereddütsüz attı, karanlığın üzerine cesaretle yürüdü. Bilinmeyen o an, onun ülkü yolundaki son ve en şanlı kararıydı. Geriye kalan tek bir not, tek bir ruh borcu vardı: "ÜLKÜDAŞIMA". Bu, bir vedadan çok, mücadelenin devam etmesi için bırakılmış sessiz bir emirdi.
V. 19 OCAK 1978: ŞEHADETİN MÜHRÜ
Soğuk bir Ocak günü, 1978 yılının on dokuzuncu günü, Uğur Selvi bedenen aramızdan ayrıldı. Konya'nın toprağına düşen kanı, bir adanmışlığın en ağır bedeli oldu. O gün Uğur Selvi bir cinayete kurban gitmedi; o gün, taşıdığı ülkü uğruna şahadet mertebesine yükseldi. Adı, takvimde basit bir tarih olarak değil, davasına adanmışlığın ebedi bir nişanesi olarak mühürlendi.
"Uğur Selvi, tarihin karanlık sayfalarını aydınlatan bir meşaledir; o, yokluğunda dahi Ülküdaşlarına yol göstermeye devam eden, ebedi bir yemin sesidir."