"Vatan sevdası, kuru ekmeğin en kutsal yanıydı. O, cephesi sanayi bölgesi olan bir işçi, imanı uğruna can veren bir Bozkurttu."
BİR ANADOLU YİĞİDİ: METİN YILMAZ
O, Tokat’ın bereketli topraklarında yeşermiş, alın teriyle yoğrulmuş, sade bir Anadolu çocuğuydu. Metin Yılmaz. Hayat onu, çiftçi ailesine destek olabilme gayesiyle, İstanbul’un karmaşık ve çetin sanayi bölgelerine çağırmıştı. İstanbul’a rızık için gelmişti; fakat kalbi, milleti için daha büyük bir vazifeye talipti. O, sadece bir işçi değil, omuzlarında büyük bir davanın yükünü taşıyan, yuvasında iki fidanın babası olan vakur bir adamdı.
KAĞITHANE'DEN KUTSAL NÖBETE
Metin Yılmaz, sadece kendi ailesinin değil, mensubu olduğu davanın da yiğit neferiydi. Kağıthane ve Gültepe Sanayi bölgesinde Ülkücü hareketin sesi, gücü ve vicdanı oldu. Fabrikaların gürültüsünde, emekçilerin arasında, inancın ve adanmışlığın bayrağını taşıyordu. Özel bir kuruluşta çalışıyor olsa da, onun asıl mesaisi, ideallerinin bekçiliğini yapmaktı. O, yurdunda huzur ve birlik arayanlar için bir sığınak, karanlık emeller taşıyanlar için ise bir setti.
19 OCAK 1978: O KARANLIK GÜNÜN ALACAKARANLIĞI
Takvimler, 19 Ocak 1978 Perşembe akşamüzerini gösteriyordu. Günün yorgunluğunu dindirip, hasretle bekleyen iki evladına ve eşine kavuşmak için yola çıkmıştı. Metin Yılmaz’ın o günkü adımları, her zaman olduğu gibi, helal kazancın ve imanlı bir davanın huzuruyla doluydu. Ne yazık ki, karanlık, o akşam onun yolunu kesmek için pusuda bekliyordu.
BOZKURT'A KURULAN PUSU
İstanbul’un Hacel Durağında, vatan hainliğinin temsilcileri olan üç komünist militan, bu Anadolu’nun yağız delikanlısını hedef almıştı. Kahraman, tek başınaydı; karşısında ise kalleşçe bir pusu ve soğuk namlular vardı. O, belki son nefesinde dahi geri adım atmamış, davasının büyüklüğünü kanıyla tescillemiştir. Silahlar, acımasızca ve nefretle ateşlendi. Onlar, sadece Metin Yılmaz’ın bedenini hedef aldılar; ama attıkları her kurşun, bu davanın sarsılmazlığını pekiştirdi.
ŞEHADET VE SON VEDA
Aldığı kurşun yaraları, Metin Yılmaz’ın bedenini dünyaya bağlayan ipleri kopardı. O, kanıyla suladığı toprağın emanetine sadık kalarak, şehitler kervanına katıldı. Geride gözü yaşlı bir aile, yarım kalmış bir yuva ve bir milletin geleceği için ödenmiş ağır bir bedel bıraktı. O, İstanbul’un sanayi dumanında davası için can veren bir kahraman olarak ebediyete yürüdü.
ÜLKÜDAŞIMA
"Metin Yılmaz düştü. Ama onun yüreği, 19 Ocak 1978’den bu yana, Hacel Durağında davası için nöbet tutan her ülküdaşın göğsünde atmaya devam etti."