"Kimi yiğitler kurşunla değil, ruhlarını esir alamayan karanlığın çeperindeki ihmalle sınanır. İşte Yunus Uzun, adanmışlığın bedelini ödeyenlerdendir."
I. KADERİN DOĞDUĞU TOPRAKLAR
Adana’nın derinliklerinde, Karaisalı’nın Kaşoba/Çungurlu Köyü’nde bir yiğit doğdu. Adı Yunus Uzun’du. Henüz 29 baharını doldurmuş bu genç adam, kısa ömrüne sığdırdığı destansı duruşla, Adana coğrafyasında ülkücü hareketin efsanevi isimlerinden biri olarak anılacaktı. Onun hikayesi, sadece bir biyografi değil; çelikten iradenin, zulme karşı gelmenin ve inanç uğruna bedel ödemenin abideleşmiş bir örneğiydi.
II. KARANLIĞIN ORTASINDAKİ IŞIK
Yunus Uzun’un gençliği, milletin geleceği üzerinde kara bulutların dolaştığı en çetin döneme denk geldi. CHP iktidarının gölgesinde, devleti bir pusu ağı gibi kullanan POL-DER’li polisler ile komünist örgütlerin silahlı saldırıları, ülkücü gençlerin kanını akıtıyordu. Her gün yeni bir fidan devriliyor, memleketin vicdanı yaralanıyordu.
Bu kanun tanımaz ittifak, sadece kurşunla yetinmedi; kahramanları içeriden çürütmek istediler. Düzmece delillerle, hain tertiplerle, uydurma suçlamalarla ülkücüleri zindanlara doldurdular. Yunus Uzun da bu şeytani düzenin hedefindeydi. İşlemediği suçlar, yapmadığı eylemler üzerine bir dağ gibi yıkıldı. O, bir suçlu değildi; o, dik duruşunun mahkûmuydu.
III. SÜRGÜN VE İŞKENCE ÇEMBERİ
Zulüm; Yunus Uzun’u mahkûm ettirdi, ancak ruhunu asla esir alamadı. O, dört duvar arasında bile davasından dönmeyen bir neferdi. İşkencenin her türlüsünü vahşice uyguladılar, bedenine acının en derin izlerini bıraktılar; ancak onun yüreğindeki iman ateşini söndüremediler.
Düşman, onu tek bir yerde tutmaya dahi cesaret edemedi. Cezaevinden cezaevine, zindandan zindana sürekli sürgün edilerek, yurdunun tüm karanlık köşelerini adımlamak zorunda bırakıldı. Bu sürgünler, onun fedakârlığının haritası oldu. Her yeni hücre, onun kahramanlık destanına yazılan yeni bir satırdı. O, bedenen hapsedilse de, davası göklere ulaşan bir sancaktı.
IV. SON OCAK VE YENİLMEZLİĞİN TRAJEDİSİ
18 Ocak 1988 günü, Aydın zindanlarında, Yunus Uzun’un direnişinin son perdesi yaşandı.
Düşmanın kurşunlarıyla yıkamadığı, işkencelerle eğemediği o çelik iradeli yiğit, insanca bir ihtiyacı gidermek için adım atmıştı. En son sürgün edildiği cezaevinin soğuk dehlizlerinde, banyo yapmak amacıyla elektrikli su ısıtıcısını kullanmak istedi.
Ancak zulmün bıraktığı ihmal, karanlığın sinsi tuzağı, son darbeyi vurmak için hazırdı. Isıtıcının kablolarında ölümcül bir elektrik kaçağı vardı.
Yunus Uzun, komünist örgütlerin silahlarından sağ çıkmış, POL-DER’in vahşi işkencelerinden eğilmeden geçmişti. O, ideolojik düşmanının gücüne yenilmemişti. Fakat o yiğit ülküdaşımızı, düşman kurşunları değil, mahkûm edildiği sistemin derin ihmali ve çürümüşlüğü, o elektrik kaçağı aldı götürdü.
29 yaşında, direnişin en sarsılmaz ismi, Aydın topraklarında şehadet mertebesine erişti. Düşmanının bile cesaret edip alamadığı canı, zincirlerin paslı ihmali aldı.
"Onlar, yiğitleri kurşunla deviremeyince, ihmalin ve karanlığın en sinsi zehrini kullandılar; lakin Yunus Uzun’un ruhu, ne zulme ne de elektriğin kaçağına boyun eğdi. O, 18 Ocak 1988’de Adana’nın efsanesi olarak tarihe mühürlendi."