"Bazı hayatlar yıllarla değil, yirmi yaşında dahi olsa, uğruna verilen o sarsılmaz ve kesin duruşun destanıyla ölçülür."
YİRMİ YAŞINDAKİ SÖZ VE YEMİN
O, sadece yirmi bahar görmüş, toprağa bağlı bir çiftçiydi. Adı AYGÜN SOYLU’ydu. Manisa’nın bereketli topraklarında alın teriyle çalışırken, yüreği bambaşka bir idealin ateşini taşıyordu. Onun hayatı, sadece ekip biçmekten ibaret değildi; o, ülkü denen kutsal bir davanın neferiydi. Bu adanmışlık, onu bir kader birliğine mühürlemişti: Kendi gibi ülkücü, davasına gönül vermiş Halil Esendağ ile akrabalık bağlarından öte, sarsılmaz bir ülküdaşlık bağı paylaşıyordu. Halil Esendağ, daha sonra 12 Eylül karanlığının darağacında şehadete yürüyecek olsa da, o günlerde iki yiğit, aynı yolda omuz omuza yürüyordu.
ÜLKÜDAŞIN SON ZİYARETİ
Takvimler 18 OCAK 1980’i gösteriyordu. Memleket, ideolojik çatışmaların keskinleştirdiği bir uçurumun kenarındaydı. Aygün Soylu ve ülküdaşı Halil Esendağ, masum ve insani bir amaçla yola çıktılar: Manisa Batı Kışla’da vatani görevini yapan dayısının oğlunu ziyaret etmek. Bu yolculuk, sıradan bir aile ziyareti gibi görünse de, o dönemin şartlarında, ülkü uğruna atılan her adım, bilinçli bir risk ve cesaret eylemiydi. Gönüllü olarak tehlikeye doğru ilerliyorlardı.
KADERİN KIRILMA NOKTASI: MANİSA’NIN KARA GÜNÜ
Ziyaret sona ermiş, iki yiğit Manisa’nın Saruhanlı İlçesi Gözlet Köyü yakınlarında, sırtlarında vatan sevgisinin yüküyle yollarına devam ediyorlardı. İşte o an, karanlık pusu kurulmuştu. THKP-C/ MLSPB mensubu komünist militanlar, adanmışlığın bedelini ödetmek için sinsi bir bekleyiş içindeydiler. Onlar, çiftçi Aygün’ün ve ülküdaşının taşıdığı bayrağa düşmandılar.
O an, tarihin en acımasız sayfalarından biri açıldı. Ateş açıldı. Kurşunlar, Gözlet Köyü’nün kış soğuğunu kanla ısıtırken, Aygün Soylu, inandığı değerler uğruna gözünü dahi kırpmadan, kahramanca o ateşe yürüdü. Yirmi yaşındaki hayatı, yol kenarında, inancının mührüyle noktalandı.
İKİ ŞEHİDİN ORTAK ALIN YAZISI
AYGÜN SOYLU, 18 OCAK 1980 tarihinde orada, Manisa Saruhanlı’da şehitlik mertebesine erişti. O, en önde durmuştu. Onun düşüşü, ülküdaşı Halil Esendağ’a hayatta kalma şansı vermişti. Ancak kader, iki yiğidi birbirinden ayıramayacaktı. Aygün’ün geride bıraktığı o eşsiz fedakârlık ruhu, Halil Esendağ’ın da alın yazısıydı; Halil Esendağ, o hain pusudan kurtulmasına rağmen, yalnızca üç yıl sonra, 05 Haziran 1983’te, 12 Eylül Darbesi’nin mahkemelerinde yargılanacak ve o da idam sehpasında şehitlikle buluşacaktı.
Bu iki ülküdaşın hikayesi, bir zincirin iki ayrılmaz halkası gibi, vatan sevgisinin ve adanmışlığın en büyük dersini verdi. Aygün Soylu, genç yaşına rağmen, inandığı yoldan dönmeyen bir direnişin sembolü olarak tarihe yazıldı. O, sadece bir çiftçi değildi; o, ülküdaşının hayatını kurtarırken kendi canını feda eden, 18 Ocak 1980 yılının unutulmaz kahramanıydı.
"O, yirmi yaşında toprağa düşen bir çiftçiydi; ancak ektiği tohumlar ve ülküdaşına emanet ettiği meşale, bir milletin vicdanında sonsuza dek sönmeyecek bir destan olarak kalacaktır."