" 'Bir ülkü uğruna düşen her damla kan, geleceğin destanını mühürler. O, sadece bir işçi değil, imanın son neferiydi.' "
BAYBURT’TAN İSTANBUL’A YÜREK GÖÇÜ
Adı: HÜSNÜ ERCAN. Bir inanmışlığın ve kararlılığın sembolüydü. Doğduğu yer olan kadim Bayburt’un sükûnetinden, çalkantılı 1980 kışının yakıcı meydanı olan İstanbul’a, sadece ekmek parası için değil, bir ülküye sahip çıkmak için göç etmişti. O, sırtında işçi yeleği, yüreğinde ise ülkü ateşini taşıyan, sade bir yiğitti. Mesleği işçilikti; hayatı ise milleti için nöbet tutmaktı. İstanbul’un kalabalık caddelerinde, alın teriyle kazancını elde ederken, aynı zamanda o dönemin zorlu şartlarında davasının dürüst bir temsilcisi olarak yaşadı.
ADANMIŞLIĞIN SON KALELERİ
Hüsnü Ercan, bir dükkânda çalışıyordu. Bu dükkân, onun için sadece bir iş yeri değil, aynı zamanda ideallerinin savunma hattıydı. 18 Ocak 1980’e dek, o karanlık ve fırtınalı günlerde bile, inancından zerre taviz vermeden dimdik durdu. Bir ülkücü olarak, toplumun üzerine çöken kaos ve kutuplaşmanın tam ortasında, doğru bildiği yoldan şaşmadı. O, sessizliğin ortasında bir çığlık, teslimiyetin karşısında bir direniş yeminiydi.
18 OCAK 1980: KARANLIĞIN PUSUYA DÜŞTÜĞÜ GÜN
O kış günü, kahramanlığın yazıldığı gündü. Olgular kuru ve acıdır: Dükkânda çalışırken, vicdanlarını kaybetmiş düşmanlar, devrimci-solcu komünistler, Hüsnü Ercan’ın sığınağını hedef aldılar. Bu bir çatışma değil, bir pusu, bir katliam girişimiydi. Namertçe kurşunlar, karanlık ideolojilerin nefretiyle birleşerek, dükkânı yaylım ateşine tuttu.
O an, mesleğini icra eden bu ülkücü işçi, tereddüt etmedi. Ateş çemberinin ortasında kaldı. O kararlılık anı, belki de son anıydı, ama asla son duruşu değildi. Hüsnü Ercan, aldığı yaralarla birlikte, inancının bedelini canıyla ödediğini haykırıyordu. O ağır yaralar, onun onur nişanları oldu.
SON NEFES VE DESTANIN YUVAYA DÖNÜŞÜ
Ağır yaralı bir şekilde kaldırıldığı hastanede, hayat mücadelesini daha fazla sürdüremedi. 18 Ocak 1980 tarihinde, İstanbul’da, bir ülkücünün ruhu, davasının zirvesine ulaştı ve şehitlik mertebesine erişti. Hüsnü Ercan, ne bir cephede ne de bir savaş meydanında can verdi; o, ekmeğini kazanmaya çalıştığı dükkânında, sadece inancından dolayı hedef gösterildi.
Şehit düştükten sonra, bedeni mücadele ettiği şehirden ayrıldı. Cenazesi, doğduğu ve yola çıktığı kadim topraklara, Bayburt’a götürüldü. Orada, huzurun ve ebediyetin kucağına emanet edildi. İstanbul’da düşen bir neferin ruhu, Bayburt’un toprağında bir sancağa dönüştü. O, sadece bir can vermedi; 18 Ocak 1980’i, bir ülküdaşın fedakârlığı ile mühürledi.
" 'İstanbul’un kargaşasında dik durdu, Bayburt’un toprağına huzurla karıştı. Hüsnü Ercan’ın adı, inancın bedelidir ve 18 Ocak 1980 asla unutulmayacaktır.' "