"Bazı hayatlar, baharında açar ve bir ideal uğruna kış görmeden buz tutar. İsmet’in nefesi, davasının yeminine karıştı."
KİMLİĞİ VE İLK BAHAR YAŞI
O, henüz hayatın en taze, en cüretkâr çağındaydı. Adı İsmet Emen’di. Niğde’nin bereketli topraklarında doğmuş, o toprağın kadim duruşunu ruhunda taşıyan bir yiğitti. Takvimler 1978 yılını gösterdiğinde, bu delikanlının yaşı sadece 17 idi. O, sadece bir öğrenci değildi; Niğde Ticaret Lisesi sıralarında otururken dahi, kalbi milletinin geleceği için atan, idealist bir neferdi.
RUHUNUN YÜRÜYÜŞÜ VE DURUŞU
İsmet, kavgayı değil, doğruluğu kuşanmıştı. O, abdestinde, namazında biriydi; ruhunu arındırarak çıktığı her yolda, inancının sarsılmaz kılavuzluğuna güveniyordu. Onun kahramanlığı, sadece cesarette değil, aynı zamanda tertemiz bir imana sahip oluşunda gizliydi. O, karanlık çağların ortasında, inancını onurla taşıyan bir bayrak gibi dimdik duruyordu.
TÜKENMEZ BİR İHTAR: YİRMİ GÜNLÜK DİRENİŞ
Ancak vatanın zorlu günleri, masumiyeti bile hedef alıyordu. İsmet, o yıl ilk kez tehlikeyle yüzleşmemişti. Daha önce de alçakça bir saldırıya uğramış, gencecik bedeni ağır yara almıştı. Tam yirmi gün boyunca, yatağa mahkûm bir şekilde, davasının bedelini ödemişti. Bu yirmi günlük ıstırap, ona bir geri çekilme çağrısı olabilirdi; ama o, dinlenir dinlenmez, gözünü kırpmadan, davasının ateş çemberine geri döndü. O, pes etmeyişiyle dahi bir kahramanlık dersi vermişti.
NİĞDE'DE YANAN ATEŞ: O SON ÇATIŞMA
18 Ocak 1978... Niğde sokakları, gençliğin idealizmi ile karanlık güçlerin çatışmasına sahne oldu. Ticaret Lisesi öğrencileri, Eğitim Enstitüsü öğrencileri arasında çıkan gerilim, artık bir kader anına dönüşmüştü.
İsmet, biliyordu ki geri adım atmak, inancından vazgeçmekti. Tıpkı daha önce yaptığı gibi, o gün de kalbinin sesini dinleyerek, davasını savunmak üzere en ön saflara yürüdü. Çatışmanın en şiddetli anında, alnındaki yazgıyla yüzleşti. Bu genç kahraman, aldığı ağır yara ile yere düştüğünde, sadece bedeni değil, Niğde’nin vicdanı da kanıyordu.
HASTANEDE SON NEFES VE YÜCELİŞ
Ağır yaralı İsmet Emen, son bir umutla Niğde Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Hekimlerin tüm çabaları, tüm insanî gayretleri, onun 17 yıllık kısacık hayatını kurtarmaya yetmedi. Yüreği vatan sevgisiyle dolu bu genç idealist, tüm çabalara rağmen kurtarılamadı ve o yüce mertebeye, şehadet rütbesine ulaştı.
O gün, İsmet Emen, sadece bir öğrenci olarak değil; milletinin bekası için kendi canını feda eden, davasına son nefesine kadar sadık kalan bir abide olarak tarihe yazıldı.
Cenazesi, yattığı toprakları kutsayarak, memleketi Niğde’nin Bahçeli Kasabasında, yedi kat toprağa emanet edildi. Ancak onun ruhu, 17 yaşında bir destan olarak, ideallerinin göğünde ebediyen parlayacaktır.
"O, 17 yaşın tüm saflığıyla, adını Niğde toprağına bir söz olarak yazdı: Fedakârlığın bedeli can ise, bu emanet millete armağandır."