"Yüreğinde vatan aşkı taşıyanlar için takvimler sadece bir sayıdır; onlar, en genç yaşlarında bile ölümsüzlüğü seçerler."
VATANIN EN GENÇ YEMİNİ
Aksaray’ın bereketli topraklarında, çiftçi bir ailenin mütevazı ocağında filizlenen bir isimdi Şevki Demir. Henüz hayatının baharında, 19 yaşındaydı. O, sadece bir evlat, sadece bir Niğde Eğitim Enstitüsü öğrencisi değildi; o, idealist bir yürüyüşün, Büyük Ülkü Derneği çatısı altında verilen çetin bir mücadelenin neferiydi. Kalemi ve kitabı elindeyken dahi, ruhunda taşıdığı adanmışlık ateşi, onu sıradan bir öğrenciden, davasının bekçisine dönüştürüyordu.
EĞİTİM YUVASINDAKİ HAKK MÜCADELESİ
Şevki Demir’in yolu, Niğde’de, bilginin ışığıyla davanın meşalesini birleştirdiği o kritik coğrafyada kesişti. Gençliğin heyecanını ve ülkücü duruşun tavizsizliğini birleştiren bu fedai, memleketin geleceği için verilen fikri çatışmanın tam ortasında dimdik duruyordu. Niğde Eğitim Enstitüsü sıralarından yükselen sesi, karanlığa karşı bir direniş yemini gibiydi. O, sadece okumuyor, aynı zamanda gelecek nesiller için temiz bir yurt hayalini koruyordu.
18 OCAK 1978: KARAR GÜNÜ
Takvimler 18 Ocak 1978’i gösterdiğinde, Niğde’nin sokakları bir kez daha ideolojik fırtınanın merkezine dönüştü. O gün, Ticaret Lisesi öğrencileri ile Eğitim Enstitüsü öğrencileri arasında patlak veren şiddetli bir çatışma, memleketin gençlerine biçilen acı kaderi bir kez daha gözler önüne serdi.
Şevki Demir, ideallerini koruma kararlılığıyla, o ateş çemberinin içine yürüdü. O, geri çekilmeyi değil, davasının yanında durmayı seçti. Bu vahim cepheleşmede, sadece ülküdaşlık onuru için değil, aynı zamanda ülkenin birliği için de canını siper etti. Çatışma dinmek bilmedi; sonunda, ticaret Lisesi öğrencisi İsmet Emen ile birlikte, Niğde’nin soğuk asfaltında ağır yaralı olarak kaldı. Onların düştüğü o an, sadece bedenlerin değil, bir dönemin ağır bedelinin de toprağa karıştığı an oldu.
SON NEFES, YOLDA BÜYÜYEN DESTAN
Yaralar ağırdı. Şevki Demir, kurtuluş umuduyla Niğde Devlet Hastanesinden daha donanımlı bir merkeze, Kayseri’ye doğru yola çıkarıldı. Bu, acı ve umutsuzlukla yoğrulmuş, zamana karşı verilen çetin bir yarıştı. Ancak, bu genç kahraman için takdir edilen yol, bir hastane odasına değil, ebediyete çıkan yoldu.
Niğde’den Kayseri’ye uzanan o yol, Şevki Demir’in son destanının yazıldığı yer oldu. O, can çekişirken dahi, yol boyunca taşıdığı kutsal emanete sadık kaldı. Kayseri’ye varamadan, mücadele azmiyle geçen 19 yıllık ömrünün son nefesini yolda verdi; yolda şehit oldu. O, sadece bir kayıp değil, davasının yolda yürüyen ölümsüz bayrağıydı.
YEŞİLOVA'NIN VEFASI
Şevki Demir’in bedeni, Niğde’nin mücadeleci topraklarından alınarak, doğduğu topraklara, Aksaray’a bağlı Yeşilova Kasabasına getirildi. Gözyaşlarıyla, dualarla ve onurlu bir sessizlikle toprağa verildi. O, bir öğrenci olarak çıktığı yoldan, bir şehit olarak evine dönmüştü. Cenazesi, arkasında bıraktığı büyük fedakarlığın ve yıkılmaz imanın sarsılmaz bir nişanesiydi.
Geride sadece acı bir hatıra değil, aynı zamanda ülküdaşlarına ithaf edilmiş, dillerden düşmeyecek bir vefa sözü kaldı: ÜLKÜDAŞIMA. O söz, tüm ülkü erlerinin kalbine kazınan, bitmeyen bir görevi işaret ediyordu.
"Ve o gün, 19’unda bir fidanken, Aksaray’ın mübarek toprağına kök saldı; geride bıraktığı ise sadece bir mektup değil, nesiller boyu sürecek bir adanmışlık yemini oldu."