“Bazı hayatlar yıllarla değil, son ve sarsılmaz duruşlarının yankısıyla yazılır.”
BİR KOZAN ASLANININ YÜREK YAZISI
Adı İsmail Kandemir’di. Adana’nın toprağında, Kozan’da filizlenen, 1955 doğumlu bir yiğitti. O, üniformalı bir asker değil, alın terinin kutsallığına inanan bir işçiydi. Bir tekstil firmasında çalışarak, rızkını taşın toprağın altından çıkaran, en temel direnişin adanmışlığını taşıyan bir kahramandı. Henüz 25 yaşındaydı; hayatının baharında, iki çocuğunun geleceği için mücadele eden, evine ve milletine adanmış bir babaydı. O, sadece Kiremithane Mahallesi’nin sakini değil, ÜLKÜ-KÖY Derneği’nin ve Kiremithane MHP lokalinin de sarsılmaz bir üyesiydi. O’nun duruşu, sade bir işçinin idealleri uğruna neleri göze alabileceğinin en güçlü ispatıydı.
ALTINCI AYIN MÜHRÜ: İSYANKÂR DÖNÜŞ
İsmail Kandemir’in hikayesi, şehadetinden çok önce, cesaretin ateşle sınandığı bir dönemle mühürlenmişti. O, tehditlerin ve zorbalığın gölgesine rağmen geri adım atmayanlardandı. Daha önce uğradığı hain bir saldırı sonucu ağır yaralanmıştı. Altı ay boyunca, hastane yatağında yaşam mücadelesi verdi, acıyla yoğruldu. Fakat bu uzun ve ıstıraplı bekleyiş, O’nun ruhundaki inancı kıramadı. O, iyileşen vücudunu alıp, bilerek ve isteyerek, idealinin ve ailesinin olduğu tehlikeli yollara geri döndü. Bu dönüş, sadece hayata değil, karanlığa karşı verilen bir yemine sadakat borcuydu.
EKMEK VE ONUR İÇİN SON YÜRÜYÜŞ
Takvimler 17 Ocak 1980’i gösteriyordu. Adana soğuk bir sabaha uyanırken, İsmail Kandemir, her zamanki gibi evinden ayrıldı. Üzerinde büyük üniformalar yoktu; O, sadece bir babaydı, ekmeği için işine giden bir işçi. O an, zihninde sadece ailesinin ve çocuklarının refahı vardı. O, pusuya yatan hain gölgelerin varlığından habersizdi; sadece alın terinin peşindeydi.
KAHRAMANLIĞIN SON VURGUNU VE EŞİNİN KUCAĞINDA ŞEHADET
Kin ve nefrete teslim olmuş komünist caniler, en alçakça yolu seçtiler: Pusu. Ekmek parası kazanmaya giden masum bir babayı, kurdukları tuzağın ortasında hedef aldılar. Silahlar ateşlendiğinde, sadece kurşunlar değil, ülküye adanmış bir hayatın sesi de duyuldu. İsmail Kandemir, o son nefesini verirken dahi yalnız değildi. O, hayat arkadaşının, eşinin kucağına düştü. İdealinin bedelini en yüce mertebeyle ödedi. 25 yaşındaki bir işçinin, bir babanın kanı, Kiremithane topraklarına akarken, O’nun adı Adana’nın kalbine ebedi bir destan olarak kazındı.
“Bir tekstil işçisinin yolculuğu kaldırımda son buldu, ancak onun yemini, hatıranın ebedi kumaşı haline geldi.”