"Bazı hayatlar, karanlık bir çağda, milletin geleceği için son nefesine kadar yanan bir kandildir."
BİR YÜREK DİRENİŞİ: MUSTAFA KABADAYI DESTANI
I. TOPRAĞIN NEFERİ VE EVİNİN DİREĞİ
Bursa’nın Yeşilova’sı, sadece doğum yeri değil, Mustafa Kabadayı’nın ruhunu mayaladığı kadim topraklardı. O, hayatın en sade ve en onurlu işlerinden birini, esnaflığı, manavlığı seçmişti. Sabahları rızkını kazanırken, aslında vatanına olan borcunu ödüyordu. O, büyük bir komutan, ya da yüksek bir siyasetçi değildi; o, cephesi tezgahı, sığınağı evi olan, evli ve geride bir evlat bırakan, sıradanlığın içine gizlenmiş bir kahramandı. Yüreği, ait olduğu davanın asil sancaklarını taşıyor, MHP’ye olan üyeliği, onun sadece bir meslek sahibi değil, aynı zamanda zorlu bir dönemin yılmaz neferi olduğunu haykırıyordu.
II. ADANMIŞLIĞIN IŞIĞI VE ÇAYIN SERİNLİĞİ
Mustafa Kabadayı, sadece ailesi için değil, ülkücü hareket için de çalıştı. Şehadetinden kısa bir süre önce, Kaynarçeşme Ülkücü İşçiler Derneği'nde üstlendiği görev, onun fedakârlığının en derin kanıtıydı. O, derneğin çaycısıydı. Bu, sadece bir hizmet değildi; o, en zorlu saatlerde, davanın yorgun ve umutsuz yüreklerini demlediği çayla ısıtan, onlara moral veren, sessizliğin içindeki güç kaynağıydı. O, cephede ön safta savaşanlar kadar, karargâhın ateşi sönmesin diye didinen adsız bir kahramandı. Onun için bu hizmet, ideallerine olan bağlılığının yeminini tazeleme biçimiydi.
III. O KARANLIK GÜN VE SON ADIM
Tarihler 17 Ocak 1980’i gösteriyordu. Memleketin dört bir yanını saran puslu ve kanlı günlerin gölgesinde, Bursa-Yeşilova’da, takvim yaprağı tarihin en acı sayfasına dönüyordu. Saatler 19.00’a yaklaşırken, vatan aşkıyla atan kalbi, onu hedef haline getirmişti. O gün, bir kahveden çıkıyordu. Belki de ülküdaşlarıyla son bir hasbihal etmiş, belki de ailesine dönme hayali kuruyordu. Ancak o dönemin karanlık yüzü, alçakça bir pusu kurmuştu. Tam da o eşikten adımını attığı an, zalim bir el, komünist bir militanın namlusundan çıkan kurşunlarla onu hedef aldı.
Mustafa Kabadayı’nın o eşikten çıkışı, geri dönüşü olmayan bir yola adım atmaktı. O, tehlikenin farkındaydı, ancak inancından dönmedi, adımlarını tereddütsüz attı. O günün akşam karanlığı, onun son ve en büyük fedakârlığının şahidi oldu.
IV. BİR MİLLETİN VİCDANINDA ŞEHADET
Mustafa Kabadayı, tıpkı binlerce ülküdaşı gibi, mücadelesini kanıyla mühürledi. Bursa-Yeşilova, onun hem ilk nefesini aldığı hem de son nefesini verdiği yer olarak tarihin hafızasına kazındı. Esnaf olarak kazandığı rızkı, ailesine duyduğu sevgi, ülkücü harekete olan adanmışlığı; hepsi o 17 Ocak akşamı, bir kurşunla kesildi ama asla bitirilemedi. O, basit bir esnafın, inancı uğruna ölümsüzlüğü seçişinin timsali oldu. Geride kalan eşi ve evladı, onun kahramanlık beratını, milletin vicdanına emanet etti.
"Ve o kahramanlar, sadece düştükleri tarihle anılmazlar; onlar, uğruna can verdikleri davanın her zaferinde yeniden doğarlar."