"Bazı hayatlar, yaşadığı yıllarla değil, uğruna yandığı imanla ve düştüğü toprağa attığı tohumla ölçülür."
KİMLİĞİ VE YÜREĞİNDEKİ MİRAS
Tokat'ın sarp ve kadim toprakları, Turhal ilçesinin bağrından filizlenmişti Dursun Şenol Yıldız. Daha yirmi yedi baharını doldurmuş bu yiğit, sıradan bir hayat sürmeyi reddetmiş, adını ve ömrünü yüksek bir ülküye adamıştı. O, sadece bir ilçe sakini değil, 1980 yılının zorlu fırtınasında inançlarının kalesi olmayı seçen bir "Ülkücü Şehit"ti.
ADANMIŞLIĞIN ATEŞ ÇEMBERİ
O yıllar, Anadolu coğrafyasının en karanlık, en çetin imtihan yıllarıydı. Hainliğin kol gezdiği, ideolojik çatışmaların hayatları günden güne tükettiği bir dönemde, Dursun Şenol Yıldız duruşundan zerre taviz vermedi. Genç yaşına rağmen sırtlandığı bu ağır sorumluluk, onu Tokat’ın sokaklarında bir aydınlık meşalesi haline getirmişti. Onun mesleği, kandan ve gözyaşından örülmüş o dönemin ağır yüküne rağmen, inancın ve cesaretin yılmaz bekçisi olmaktı.
O KARANLIK GÜN: 17 OCAK 1980
Takvimler, 17 Ocak 1980'i gösterdiğinde, Turhal üzerine kanlı bir gölge çöktü. O gün, Turhal Şehir Kulübü, sıradan bir akşamın huzurunu taşıyordu. Saatler 20.30'u gösterirken, Dursun Şenol Yıldız, yol arkadaşı ve ülküdaşı Sümer Saygın ile birlikte oturmuş, belki de yarının daha güzel günlerini, daha adil bir vatanı konuşuyorlardı. Onlar, o masada sadece sohbet etmiyor, aynı idealin geleceğini inşa ediyorlardı.
KAHRAMANLIĞIN SON VURUŞU VE YAYLIM ATEŞİ
Ancak o kutsal sohbete, zifiri karanlığın ürkütücü ihaneti sızdı. Pusuda bekleyen komünist militanlar, korkakça gizlendikleri yerden çıkarak, gafil avladıkları iki yiğit insana karşı bir ölüm kararı infaz ettiler. O an, basit bir saldırıdan çok öteydi; o, bir ideolojinin masumiyeti hedef almasıydı.
Militanlar, bir volkanın patlaması gibi, bulundukları yeri yaylım ateşine tuttular. Ateş, sadece iki bedene değil, ülkenin vicdanına sıkılmıştı. Dursun Şenol Yıldız, bu alçak saldırı karşısında eğilmedi, kaçmadı. O, son nefesine kadar inancını koruyan o soylu duruşu sergiledi. Sümer Saygın ile birlikte, o masada, dostluğun ve ülküdaşlığın en destansı şehadetini yaşadılar. Kanları, konuştukları masanın, Turhal'ın toprağına adanmışlığın en kırmızı mührü olarak aktı.
SONSUZLUĞA UZANAN SES
27 yaşında, hayatının baharında şehit düşen Dursun Şenol Yıldız, Turhal'da sadece bir hayatını yitirmedi; kendisini takip edecek nesillere, hainliğin en şiddetli anında bile dimdik durmanın nasıl bir erdem olduğunu miras bıraktı. O, tarihin karanlık köşelerinde unutulmaya yüz tutmuş bir isim değil; aksine, adı fedakârlık defterine altın harflerle yazılmış, milletin yüreğinde yaşamaya devam eden ebedi bir kahramandır.
"Onlar bir insanı vurmadılar; bir adanmışlığı, zamana karşı direnen ebedi bir destana ve Ülküdaşımın sarsılmaz hatırasına dönüştürdüler."