"Yüreklerindeki iman, önlerine çıkan her karanlıktan daha güçlüydü. Onlar, ölümü değil, davanın sönüşünü korku sayan kahramanlardı."
TARSUS'TAN DOĞAN IŞIK VE MİLLÎ SÖZ
Adı, ülkü uğruna verilen mücadelenin destanına altın harflerle yazılan bir yiğitti: Murat Şahbaz. O, sadece bir öğrenci değil, Tarsus’un derin köklerinden İstanbul’un çalkantılı sokaklarına uzanan bir idealin canlı timsaliydi. Mersin-Tarsus’ta doğdu, ancak kaderi onu, Anadolu’nun millî duruşunu, ülkenin en çetin sınav yerinde, İstanbul’da göstermeye çağırmıştı.
İSTANBUL’DA BİR KALE: GENÇ ÖĞRENCİ VE İDEALLERİ
Henüz hayatının baharında, 26 yaşındaydı. Murat Şahbaz, geleceğe adanmışlığın en somut örneğiydi. İstanbul Ortaköy Eğitim Enstitüsü’nün ikinci sınıf öğrencisiydi; bilgiyi ve bilinci kuşanıyordu. Atatürk Öğrenci Yurdu, onun için sadece bir barınak değil, millet davasının fenerini taşıyan gençlerin sığınağı ve kalesiydi. Geleceğin mimarı olma sorumluluğuyla, bir yandan da stajyerlik yaparak yarınları inşa etmeye hazırlanıyordu. O, kalem tutan eliyle aynı zamanda idealini savunmaya yemin etmiş bir kahramandı.
16 OCAK 1979: VAZGEÇİLMEYEN YOL
Takvimler, 16 Ocak 1979’u gösterdiğinde, İstanbul’un karanlık emellerle dolu sokakları, bir yiğidin son sınavına sahne olacaktı. Okuluna yakın bir yerde, idealizme düşman olan, vatanın birliğine kast eden karanlık eller, yolunu kesti. Sayıları çoktu, kinleri büyüktü. Bu, bir çatışma değil, bir ideolojinin sonuna kadar savunulmasıydı.
Murat Şahbaz, geri çekilmek yerine, tek başına dahi olsa, inancının sarsılmaz gücüyle o kalabalığın karşısına dikildi ve mücadele etti. Bu duruş, sadece kendini savunmak değil; teslim olmanın, boyun eğmenin asla bir seçenek olmadığını tüm dünyaya haykıran destansı bir meydan okumaydı. O, yalnızdı; ama arkasında bin yıllık bir medeniyetin duruşu vardı.
KAHRAMANLIĞIN MÜHRÜ VE EBEDİ YOLCULUK
Katillerin sayısı fazlaydı, ancak Murat Şahbaz’ın cesareti sonsuzdu. Karanlık, ancak alçakça bir saldırıyla, o yiğit ruhu susturabileceğini sandı.
Vurulan ilk kurşun, onun düşüncesini simgeleyen başına; ikincisi, millet sevgisiyle atan göğsüne isabet etti. Onlar, yalnızca bir genci şehit etmekle kalmadılar; vatan sevgisinin akla ve kalbe kazınan mührüne saldırdılar. Ama bilmediler ki, dökülen her damla kan, ülkücü davanın toprağına can suyu olacaktı.
16 Ocak 1979’da İstanbul’da bedeni yere düşse de, Murat Şahbaz’ın ruhu göğe yükseldi. Kahramanlık görevini tamamlayan bu genç yiğidin naaşı, ebedi istirahatine kavuşmak üzere, doğduğu topraklara, Tarsus’a uğurlandı.
O, inancından zerre taviz vermeden, 26 yıllık ömrünü bir destana sığdıran Ülkücü Şehit oldu.
"Murat Şahbaz gibi erler, sadece 26 yıl yaşadı. Ama adları, vatanın bekası için ödenen bedelin en yüce nişanesi olarak sonsuzluğa yazıldı."