"Bazı ruhlar vardır ki, teslimiyetin en kolay yol olduğu yerde bile, son nefese kadar bir sancağı dimdik tutar."
BİR SANCAĞIN SON SINIF NEFERİ
Adı, geleceğe adanmışlığın fısıltısıydı: MUZAFFER TAŞ. O, sadece bir genç, bir fidan değildi; 16 Ocak 1980 yılında ülkücü hareketin davasını omuzlarında taşıyan onurlu bir neferdi. Öğrencilik hayatının zirvesinde, İDMMA son sınıfında okuyordu; kalemi ve iradesiyle milletinin yarınlarını inşa etme gayesindeydi. İstanbul, Çağlayan’da ikamet ediyordu; ancak onun vatanperver duruşu sadece yaşadığı semte sığmayacak kadar büyüktü. Bu duruşu nedeniyle, devrin karanlık güçlerinin kin ve nefret listesine alınmıştı. Komünist Aydınlık Gazetesi tarafından hedef gösterilmişti, adı ve inancı üzerinden açıkça tehdit ediliyordu. O, tehlikenin farkındaydı, ancak yolundan dönmeyi reddetti.
ÇAĞLAYAN'DAN İSTANBUL'UN ALINAN NEFESİ
Tarih 16 OCAK 1980'i gösterdiğinde, İstanbul gri ve soğuk bir kış gününe uyanmıştı. Muzaffer Taş, o gün her zamanki gibi inancının ve okulunun peşindeydi. Gözü pek ülküdaşlarından ayrıldı, belki de zihninde o gün yapacağı dersler, okuyacağı kitaplar vardı. Bir halk otobüsüne bindi. Saniyeler sonra, o otobüs artık basit bir ulaşım aracı olmaktan çıkıp, tarihin yazılacağı dar bir sahneye dönüşecekti. Otobüs tam hareket etmek üzereyken, komünist militanlardan oluşan eli kanlı bir grup, aracı silah zoruyla durdurdu.
DİRENİŞ: ÜÇÜNCÜ KOLTUKTAKİ YEMİN
Korku ve karmaşanın ortasında, maskelerle yüzlerini gizlemiş iki militan otobüsün içine dehşet saçarak daldı. Aradıkları kişi belliydi. Muzaffer Taş, kimliğinden ve duruşundan zerre taviz vermeden otobüsün üçüncü koltuğunda oturuyordu. Militanlar, silahlarını ona doğrultarak, onu zorla aşağı indirmeye çalıştılar. Bu an, Muzaffer için sadece bir saldırı değil, imanın ve namusun bir sınavıydı.
O an, bir genç, hayatını kurtarmayı seçebilirdi. Teslim olmayı seçebilirdi. Fakat Muzaffer Taş, direnmeye karar verdi ve direndi. O üçüncü koltuk, teslimiyetin değil, bir yeminli duruşun kalesi oldu. Zorbaların, onu bir kurban gibi otobüsten söküp alma çabalarına karşı bedenini siper etti, inancından vazgeçmedi.
ONLARCA GÖZ ÖNÜNDE BİR DESTANIN YAZILIŞI
Direnişin bedeli ağırdı. Muzaffer Taş’ın bu karşı koyuşu, militanların vahşetini tetikledi. İçlerinden biri tereddüt etmeden tetiğe bastı. Peş peşe kurşunlar genç ülküdaşımızın bedenine saplandı.
İstanbul’un göbeğinde, onlarca masum insanın gözü önünde, üçüncü koltuğunda direndiği inanç uğruna şehit oldu. Muzaffer Taş, 16 OCAK 1980’de, teslim olmaktansa direnişi seçerek, adını tarihe sadece bir öğrenci olarak değil, canını davasına feda eden ölümsüz bir KAHRAMAN olarak yazdırdı.
"O otobüsün üçüncü koltuğu, artık sadece bir oturma yeri değil, namuslu bir direnişin, 16 Ocak 1980 tarihine kurşunlarla kazınan ebedi şahitliğidir."