"Bazı hayatlar bir meşale gibi yanar; kısa sürer ama geride kalan asırlara ışık olur. Onun destanı, teslimiyeti reddeden bir kahramanlık yeminiydi."
AYDIN'DAN KOPAN BİR YÜREK: KİMLİĞİ VE İMAN YOLCULUĞU
Aydın’ın bereketli topraklarında, Efeler ilçesinin kadim Gödenli Köyü’nde (1954) filizlenen bir fidandı o. Adı Aytekin Taşçı’ydı. Henüz 21 baharını devirmişti; fakat duruşu, yaşıtlarından çok daha derin, çok daha vakurdu.
O, sadece vatan sevgisiyle değil, aynı zamanda manevi bir adanmışlıkla da besleniyordu. Ham metinlerin dahi kuru kaleme sığdıramadığı gerçek buydu: Aytekin, abdestinde ve namazında, hayatını bir nizam üzerine kurmuş, ruhunu inancın kalesiyle mühürlemiş bir neferdi.
BEYAZIT'IN YÜREĞİNDE YANAN ATEŞ
Kader onu, ilmin ve mücadelenin en çetin geçtiği İstanbul’a çağırmıştı. İstanbul Teknik Üniversitesi’nin 3. sınıf öğrencisi olarak, sadece ders kitaplarıyla değil, milletinin geleceğiyle de hemhâldi. Aydın Öğrenci Yurdu’nun dar odası, onun için sadece bir sığınak değil, aksine, inancının ve idealinin beslendiği bir ocaktı.
Aytekin, karanlık dönemlerin baskı ve tehditlerine rağmen dimdik duran gençliğin öncüsüydü. O, kuru bir teşkilat üyesi değil, Ülkücü hareketin davasını omuzlayan İkinci Başkanı’ydı. Liderlik etmeyi, yol göstermeyi seçmişti. Onun duruşu, sadece bir meşale değil, etrafındaki her gence umut aşılayan bir sancaktı.
16 OCAK 1977: SON YÜRÜYÜŞ
Ve o karanlık gün geldi çattı. Takvimler 16 Ocak 1977’yi gösteriyordu. Saat 19:30 sıralarıydı. Aytekin, İstanbul’un tarihle yoğrulmuş kalbi olan Beyazıt Meydanı’nda tek başına yürüyordu. Bu, onun kendi kaderine doğru attığı son, bilinçli adımdı.
Yolu, kin ve nefretle bilenmiş üç komünist militan tarafından kesildi. Bu hainler, karanlık gölgeler gibi karşısına dikildi ve sadece tek bir şey istediler: Onun kimliğini.
KİMLİĞİNİ SİPER ETMEK
Aytekin, o an kaçabilirdi, inkâr edebilirdi; ama kahramanlık, bazen ölümün karşısında çekinmeden gerçeği haykırmaktır. O, tereddüt etmedi, geri adım atmadı. Hayatını ortaya koyan bir cesaretle adını ve duruşunu onlara teslim etti. "Çekinmeden söyledi." Bu üç kelime, onun korkusuzluğunu ve ideallerine olan sarsılmaz sadakatini mermilerden önce düşmanın yüzüne fırlatılan bir kılıçtı.
Aradıklarını bulmuşlardı. Gözleri kinle dönmüş üç militandan ikisi, onu hareket edemez hale getirmek için kollarına yapıştı. Ardından, üçüncü el, Aytekin’in 21 yıllık hayatını ve umutlarını hedef aldı. O mermiler, sadece bir bedene değil, ülküye adanmış bir ruha duyulan alçakça nefreti temsil ediyordu.
BEYAZIT'TA YÜKSELEN SES
16 Ocak 1977 akşamı, İstanbul’un göğü, Ülkücü hareketin 70. şehidinin yükselişine şahit oldu. Aytekin Taşçı, Beyazıt Meydanı’nın taşlarına düşerken, yenilmez bir duruşun ve vazgeçilmez bir fedakarlığın sembolü olarak tarihe yazıldı.
Cenazesi, iki gün sonra, 18 Ocak 1977’de, doğduğu toprakların şefkatli kucağına, Aydın’ın Gödenli Köyü’ne verildi. O, İstanbul’da şehit düşmüş olsa da, ruhu Aydın’ın göklerinde bir yıldız gibi parlamaya devam etti.
"O, sadece 21 yaşında hayatının baharını değil, kimliğini zulmün karşısına koyma cesaretini miras bıraktı. Aytekin’in destanı, Beyazıt Meydanı’nın unutulmaz mührüdür."