"Bazı tarihler sadece bir gün değil, bir duruşun yeminidir. 13 Ocak 1978, Ruhî Mücahit Güleç’in adının, çelikten bir iradeyle yazıldığı gündü."
KİMLİĞİ VE YÜREĞİ
O, sadece İTİA’nın sıralarında oturan bir öğrenci değildi; aynı zamanda hayatın çarkında yoğrulmuş bir işçiydi. Ruhu, ülkülerin ateşinde bilenmişti. Adı, varoluşunun özetiydi: RUHİ MÜCAHİT GÜLEÇ. Ruhunda taşıdığı mücadelenin ateşiyle, gençliğinin tüm enerjisini bir yola adamıştı. Doğum yeri bilinmezdi belki, ancak davasının kalbi O’nun yegâne vatanı olmuştu. O, ideallerini sadece sözle değil, alın teriyle ve yüreğiyle savunan bir kuşağın sancaktarıydı.
ADANMIŞLIĞIN YOLU VE DURUŞU
Güleç, ülkücü mücadelenin en fırtınalı, en çetin zamanlarında en ön safta yer aldı. Duruşu, karanlık odakların nefretini üzerine çekmekte gecikmedi. Tehditler, fısıltıdan çıktı, O’nun üzerine bir gölge gibi çöktü. Fiziksel saldırılarla sınandı, geri adım atması için her türlü baskı uygulandı. Ancak, bir kahramanı sıradan bir insandan ayıran o kutsal irade, O’nda tecelli etmişti. Geri dönmedi, titreme göstermedi. Biliyordu ki, bu yolun bedeli ağırdı; ama O, bu bedeli ödemeye yemin etmişti. Tüm tehditlere rağmen, omuzlarındaki davanın ağırlığıyla, O yine de yoluna devam etmişti. Bu kararlılık, basit bir inat değil, tarihe atılmış mühürdü.
İSTANBUL VE O SON GÜN
13 Ocak 1978, soğuk ve puslu İstanbul’un üzerine, büyük bir fedakârlığın gölgesini düşürdü. Güleç, bu koca şehrin karmaşasında, ülküdaşları için tuttuğu nöbetin son demlerine yaklaşıyordu. Gençti, umutluydu, yorgunluğa rağmen direniyordu.
Ancak, pusuda bekleyen karanlık, O’nun duruşunu cezalandırmak için o günü seçmişti.
KAHRAMANLIĞIN MÜHRÜ
Olay Günü, İstanbul’un Göztepe Kavşağı, bir yiğidin son nefesine şahitlik etti. O anın dehşeti, tarihin en zalim satırlarına yazıldı. Ruhî Mücahit Güleç, alçakça bir saldırının hedefi oldu ve ezilerek şehit edildi. Bu sadece bir cinayet değildi; bu, bir fikri susturma girişimiydi. Düşman, O’nun ruhunu kıramadığı için, geride kalan bedeni defalarca hedef aldı. Üzerinden defalarca araba geçmişti. Bu vahşet, düşmanın nefretinin büyüklüğünü gösterirken, Güleç’in davasının ne kadar güçlü olduğunun da kanıtıydı. Onlar, bir bedeni yok ettiler, fakat O’nun sarsılmaz ruhu, son nefesiyle bile vatan toprağına, gençliğin geleceğine adanmışlık yemini fısıldadı.
Göztepe Kavşağı, artık sadece bir yol ayrımı değil; bir ülkü uğruna can verilen, kutsal bir makamın adresi oldu. O, bedeninin yok edilme girişimini, davasının ölümsüzlük mührü olarak kullandı. RUHİ MÜCAHİT GÜLEÇ, bu büyük direnişle, ÜLKÜDAŞIMAZA sonsuz bir onur bıraktı.
"Karanlığın en kesif anında bile, geri adım atmayanların fedakârlığı, sonraki nesillerin aydınlık yoludur. Ruhî Mücahit Güleç, ezilerek değil, yüreklere kazınarak yücelmiştir."