" 'Vatanın karanlık gecesine düşen her yıldız, aslında sönmez bir meşaledir. Onlar, zamanı durduran adamların hikayesidir.' "
KİMLİĞİ VE YÜKSEK DİK DURUŞU
Bazı hayatların coğrafi başlangıcı bilinmez, çünkü onların gerçek vatanı, uğruna savaştıkları ülküdür. Ülkücü Şehit HAMDİ CELAYİR de bu adanmış ruhlardan biriydi. Doğduğu yer bir sır perdesinde kalsa da, duruşu ve mücadele ettiği cephe sonsuza dek bellidir: İstanbul.
O, sadece bir isim değildi; omuzlarına yüklediği ağır bir sorumluluğun timsaliydi. Çalkantılı yıllarda MHP Zeytinburnu İlçe yönetiminde yer alarak, davasını masaların arkasında değil, halkın tam ortasında yaşadı. Hamdi Celayir, sıradan bir siyasi figür olmanın ötesinde, toplumsal dokunun mimarıydı. O, Ülkücü Esnaflar Derneği’nin ve Ülkücü İşçiler Derneği’nin kurucuları arasında yer alarak, ülkücü camiayı birleştiren, işçinin ve tüccarın elini sımsıkı tutan sağlam bir kale inşa etmiştir.
ADANMIŞLIĞIN ESERİ: TEHLİKENİN ORTASINDA BİR OCAK
Hamdi Celayir’in varlığı, Zeytinburnu’nda birliğin ve direncin sembolüydü. Onun kurduğu ve desteklediği bu yapılar, karanlık ideolojilerin bölmeye çalıştığı toplumu bir arada tutan manevi direklerdi. Herkesin geri çekildiği, korkuyla sindiği bir dönemde, o kurduğu dernekler aracılığıyla davasını yaşatmaya, insanlara umut vermeye devam etti.
Onun adanmışlığı, basit bir kahvehane ortamını bile, ülkü erlerinin toplanıp nefes aldığı, sohbet ettiği, adeta bir vatan köşesine dönüştürmüştü. İşte bu kararlılık, düşmanın hedef tahtasına yerleştirdiği ilk nokta oldu.
1 KASIM 1978: ATEŞ ÇEMBERİ
Güneşin masumca battığı o kara günde, 1 Kasım 1978’de, Zeytinburnu’nda Ülkücülerin oturduğu o kahvehaneye üç kişilik devrimci sol militan saldırdı. Bu bir çatışma değil, kaleye yapılan alçakça bir baskındı. Korkakça çekilen tetikler, sırtı yere gelmez sanılan bir camianın tam kalbine nişan aldı.
Kurşunlar havayı delip geçerken, ortam bir anda kana ve kaosa boğuldu. Hamdi Celayir, kahvehane içinde, etrafındakileri korumak istercesine ön saflarda durdu. Detayları eksik olan o an, aslında kahramanın tereddütsüz bir savunmaya geçtiği andır. O sadece bir yaralanan değil, o topluluğun üzerine çöken karanlığın yükünü omuzlarına alan liderdi.
ŞEHADETİN YÜKSEK MAKAMI
Saldırının ardından yedi yiğit yaralanmıştı. Ancak Hamdi Celayir, aldığı ağır yara ile kaderini yazıyordu. O, mücadelenin en ağır bedelini ödemişti.
Hastaneye kaldırıldı. Doktorların bütün müdahaleleri, hayatla ölüm arasındaki ince çizgide verilen o destansı mücadeleyi geri çevirmeye yetmedi. Vücudunu saran mermi izleri, artık birer onur nişanıydı. Hamdi Celayir, 1 Kasım 1978 tarihinde, İstanbul’da, inandığı değerler uğruna son nefesini vererek şehadet mertebesine yükseldi.
O, bedenen aramızdan ayrılırken, geride sadece acı değil; mücadele için bir miras ve adanmışlık için somut bir örnek bıraktı. O gün düşen yedi yiğit yaralı ve aralarından sancağı en yükseğe taşıyan Hamdi Celayir, ülkü yolunun asla sahipsiz kalmayacağının kanıtı olmuştur.
" 'Onlar ölmezler. Onlar, toprağa düşen bir tohum gibi, adını ülkü yoluna kazımış, geride kalanlara daima yol gösteren bir destanın ilk mısrasıdır.' "