“Ölümün gölgesinin düştüğü yollarda, sadece davasına sadık kalanlar yürür. 12 Ocak 1979 günü, gençliğin yeminine kanla bir imza daha atıldı.”
I. YÜREĞİ SİNOP’TAN, YEMİNİ İSTANBUL’DAN
1951 yılında Zonguldak’ta yankılanan ilk nefesi, Muammer YILDIRIM’ı Sinop’un Ayancık ilçesinin sarsılmaz köklerine bağlamıştı. Ancak onun kaderi, ülkesinin en çalkantılı döneminde, İstanbul’un zirvesinde yazılacaktı. O, sadece bir genç değildi; adaletin en kutsal mekânı olan İstanbul Hukuk Fakültesi’nin son sınıfında okuyan, geleceğin davasını omuzlayacak bir fidandı. Kitaplar ve kanun maddeleri yerine, omuzlarında ülkücü hareketin ağır sorumluluğunu taşıyordu.
II. ADANMIŞLIĞIN YÜKSELEN SESİ
Gençlik, onun için bir eğlence değil, çelikten bir irade meydanıydı. Kaldığı Eyüp Zağalpaşa Öğrenci Yurdu, sadece bir sığınak değil, ideallerinin filizlendiği bir karargâhtı. Henüz yeni atanmış olmasına rağmen, İstanbul Ülkücü Gençlik Derneği’nin ikinci başkanı olarak, kalabalıkların değil, sadece hakikatin peşinden koşanların öncüsü olmuştu. Her adımı, karanlığa karşı yakılmış bir meşaleydi; her sözü, millete verilmiş sarsılmaz bir yemindi.
III. VAZİFE UĞRUNA SON YOLCULUK
Takvimler 12 Ocak 1979’u gösterdiğinde, İstanbul soğuk bir ciddiyet içindeydi. Başbuğ Alparslan Türkeş şehre gelmiş, vazife tamamlanmıştı. Muammer Yıldırım ve yol arkadaşları, kutsal saydıkları liderlerini uğurlama görevinin onuruyla doluydu. O gün, bir otomobilin içinde dört ülküdaş bir aradaydı: Muammer Yıldırım, Oğuzhan Akıncı, Hasan Yükler ve Ahmet Çakar. Onlar, Yeşilköy (Atatürk) Havaalanı’ndan dönerken, görevlerini layıkıyla yerine getirmiş olmanın huzurunu taşıyorlardı.
IV. KAHRAMANLIĞA GİDEN SAHİL YOLU
Ancak o kutsal görev, sahil yolunda kaderin en acımasız ve ani darbesiyle kesintiye uğradı. Geri dönüş yolunda, bir TIR ile çarpışan otomobil, gençlik dolu umutları ve geleceği paramparça etti. Bu, bir çatışma değildi; bu, adanmışlığın en beklenmedik anda gelen demir yumruğuydu.
Bu elim kaza, sadece bir trafik kazası olmaktan çıktı; dava uğruna yollarda geçen ömrün, gençliğin en parlak anında gelen zorunlu ve destansı vedası oldu. O an, Muammer Yıldırım için son nefesin adrese teslim edildiği, vazifeden dönülürken şehadete yürünen andı.
V. ŞEHADETİN MÜHÜRLENDİĞİ AN
Karanlık sahil yolu, o gece iki yiğidin kanıyla aydınlandı. Muammer YILDIRIM ve ülküdaşı Oğuzhan Akıncı, olay yerinde davasının şehidi oldular. Üç gün boyunca hayata tutunmaya çalışan Hasan Yükler de kaldırıldığı hastanede şehadet şerbetini içerek onları takip etti.
O meşum kazadan sadece Ahmet Çakar kurtuldu; geride kalan ve bu acıyı taşıyacak tek tanık olarak. Dört yürek yola çıkmış, üçü asla geri dönmemişti. Muammer Yıldırım, Hukuk Fakültesi’nin son sınıfını tamamlayamadı, ancak adını milletin destanına en büyük harflerle, bir fedakârlık yemini olarak yazdırdı.
“12 Ocak 1979, genç bir liderin koltuğunun boş kaldığı, ancak ruhunun ebediyete yükseldiği gündür. O, sadece bir öğrenci değil, adanmışlığın sembolü, bitmeyen bir yemindir.”