"Bazı insanlar hayata imza atar; bazıları ise canıyla yazdığı bir destanı vatan toprağına mühürler."
ADININ YAZILDIĞI YER
Bu destan, henüz hayatının baharında, 24 yaşında bir çınarın nasıl bir fırtınanın ortasında dimdik durduğunun hikayesidir. O, isyanın ve adanmışlığın sembolü, Ülkücü Şehit ÇETİN KOÇOĞLU'ydu. Doğduğu topraklar TUNCELİ'nin kadim yurdu ÇEMİŞKEZEK olsa da, kaderi ve mücadelesi onu, ülkenin en çalkantılı döneminde, medeniyetlerin kalbi İSTANBUL’a çağırmıştı. O sadece bir öğrenciydi; ancak ruhunda taşıdığı dava ateşi, onu sıradan bir hayat sürmekten alıkoymuştu.
BİR YÜREĞİN ADANMIŞLIĞI
Yirmi dört yıllık kısa ömrüne çağlar sürecek bir kararlılık sığdırmıştı. İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsünde okuyor, sadece ders kitaplarıyla değil, aynı zamanda milletinin geleceğiyle ilgili derin düşüncelerle meşgul oluyordu. O, kenardan izleyen biri değildi. İnandığı davanın mimarı olmayı seçti. Okulun en zorlu döneminde öğrenci derneğinin kurucu üyeliği görevini üstlendi. Yetmedi; İSTANBUL Fikirtepe’de, gençliğin savrulduğu o günlerde, Fikirtepe Ülkücü Gençlik Derneğinin de kurucularından oldu. Çetin Koçoğlu, her adımıyla geleceğin ülkücü neferlerini bir araya getiren, cephede en önde duran bir sancaktardı.
O KARANLIK GÜN VE ZORLU SEÇİM
Takvimler 12 OCAK 1977’yi gösterdiğinde, İstanbul’un Fikirtepe semtinde, Kuyubaşı durağı yakınlarında bir fitne rüzgârı esiyordu. Komünist militanlar, ülkenin birliğini hedef alan bildirileri pervasızca dağıtıyordu. O an, Çetin Koçoğlu’nun hayatını tanımlayan, geri dönüşü olmayan o kahramanlık anı geldi.
O anı görenler, onun ne kadar kalabalık bir tehlikenin içine yürüdüğünü biliyordu. Çetin’in duruşu ve kimliği, o karanlık grubun gözünden kaçmadı; zira o, bulunduğu her yerde davasının simgesi olmuştu.
SON DİRENİŞ VE DESTANSI ŞEHADET
Düşman, tek başına ve haysiyetle duran bu yiğidi tanıdı. Saldırı, bir kişiye değil, bir fikreydi. KAYNAKLARIN kaydettiği gibi, grup halinde ve çok kalabalık bir kuvvetle saldırdılar. Bu, basit bir çatışma değildi; bu, bir fikir adamının, inandığı değerler uğruna, tüm gücüyle üzerine gelen bir tufana karşı tek başına verdiği onur mücadelesiydi.
O anki direnişinin şiddetini, o son nefesindeki kararlılığını tarihin sessizliği gizlese de, sonuç bellidir: Çetin Koçoğlu, sayısız düşmana karşı tek başına durarak, alçakça ve hunharca linç edilerek şehit edildi. 12 OCAK 1977, onun fiziksel varlığının sona erdiği, ancak ebedi kahramanlığının başladığı tarih oldu.
EBEDİYET YOLCULUĞU
İstanbul’un karmaşık sokaklarında yükselen o son çığlık, vicdanların sesi oldu. Bu vatan, 24 yaşındaki bu yiğidini, okuduğu ve uğruna savaştığı topraklara emanet etti. Cenazesi, doğduğu ve yeminle bağlı olduğu TUNCELİ’nin ÇEMİŞKEZEK ilçesinde, davasının ebedi yadigârı olarak toprağa verildi.
Ülküdaşları ona son vedayı bu notla yaptılar: ÜLKÜDAŞIMIZA. Ancak Çetin Koçoğlu’nun fedakârlığı, sadece bir ülküdaşlık anısı değil, bu milletin varoluş mücadelesinde kanla yazılmış ölümsüz bir başlık olarak kaldı.
"Bu topraklar, 24 yıllık ömrünü hakka adamış yiğitlerin sessiz yeminidir; Çetin Koçoğlu, o yeminin şehadete yürüyen sesidir."