"Bazı ruhlar, fidan yaşında bin yıllık bir davayı sırtlar ve geri dönmemek üzere adımlarını atar."
KİMLİĞİNİN YÜKSELİŞİ
O, sadece bir isim değildi; o, 18 yaşın taşıdığı devasa bir meşaleydi: Ayhan Yazıcı. Kökleri, Karadeniz’in çetin rüzgârlarını taşıyan topraklara, Trabzon’a, Şebinhisar’a dayanıyordu. Ancak kaderi, gençliğinin en zorlu imtihanını İstanbul’un karmaşık sokaklarında, Zeytinburnu Yeşiltepe mahallesinde yaşamaktı. O, yeryüzünde bir yolcu değil, ailesinden aldığı ülkücü-milliyetçi inancı sarsılmaz bir kararlılıkla savunan, adanmış bir neferdi. Bir öğrenciydi ama sıradan bir öğrenci değil, ideallerinin komutanıydı.
18 YILIN ADANMIŞLIĞI VE SÖZÜ
Hayatının henüz baharında, sadece on sekiz yaşında olmasına rağmen, İhsan Mermerci Lisesi’nin koridorları onun için sadece derslik değil, aynı zamanda mücadele alanıydı. Ayhan, omuzlarına yaşıtlarının kaldıramayacağı bir yükü almıştı; okulun ülkücü teşkilat başkanlığını büyük bir sorumlulukla yürütüyordu. O, sadece sözle değil, duruşuyla da bir Bozkurt’tu. Genç bedeni, ülkenin üzerine çöken karanlığa karşı bir direniş kalesi gibi yükselmişti. Onun her sabah okula attığı adım, sadece bir ders zili için değil, binlerce yıllık bir idealin ayakta kalması için atılmış kutsal bir adımdı.
11 OCAK: MÜCADELEYE UYANIŞ
Tarih, 11 Ocak 1980’i gösterdiğinde, İstanbul o gün de soğuk ve gergindi. Seher vaktinin karanlığı henüz tam dağılmamışken, saatler 07.30’u gösteriyordu. Ayhan, her zamanki gibi okuluna doğru yürüyordu; sırtında çantası değil, bir milletin kaderini taşıyormuşçasına bir ciddiyet vardı. İşte tam o anda, pusuda bekleyen komünist caniler, en alçakça saldırı biçimiyle, sayılarına güvenerek Ayhan’ın üzerine ateş açtılar.
SON HEDEF: YUVA VE 14 KURŞUNUN VURDUĞU YÜREK
İlk kurşunlar Ayhan’ın genç gövdesine isabet ettiğinde, kahraman, ağır yaralı olmasına rağmen düşmedi. Vücuduna saplanan zehirli mermilere aldırmadan, son sığınağına, ailesinin sıcaklığına, yuvasına ulaşmak için geriye döndü. O, can havliyle değil, son anına kadar direnmek için mücadele ediyordu.
Fakat alçaklık, Ayhan’ın bu yorgun ve yaralı yürüyüşünü takip etti. Evinin eşiği, sığınak olamadan, caniler peşinden gelip bir kez daha ateş açtılar. Bu, bir çatışma değil, bir infazdı. Karşısında korkak bir kalabalık varken, Gencecik Bozkurt gövdesine tam 14 kurşun isabet etti. Her bir mermi, Ayhan Yazıcı’nın kısa ömrünü biçerken, aynı zamanda adanmışlığın destanını yazıyordu. Evine giremeden, sadece 18 yaşında, davası uğruna son nefesini verdi ve ülküdaşları onu, asla unutulmayacak bir şehit olarak kaydettiler.
"Onun on sekiz yıllık kısa ömrü, Türk’ün yenilmez ruhunun ve gençliğinin fedakârlığının bir mühürü olarak tarihin hafızasına kazınmıştır."