"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz; bir sancağın altına imza atılır ve uğruna son nefes verilir."
ADI: ORHAN ALTUN - TOKAT'TAN YÜKSELEN GAYRETİN SESİ
Kaderin, bir kahramanı sıradan bir hayatın içinden nasıl çekip aldığının destansı bir kanıtıdır onun hikâyesi. Tokat'ın Pazar ilçesinden çıkıp gelen, sırtında memleketin yükünü taşıyan mütevazı bir isimdi Orhan Altun. Henüz 28 yaşındaydı. Bir ömrün en verimli çağında; bir yanda hayat arkadaşına duyduğu sevgi, diğer yanda iki masum çocuğun geleceği için omuzlarına yüklediği ağır sorumluluk vardı. O, sadece bir eş veya baba değil, aynı zamanda ailesinin istikbali için duvarları kendi elleriyle ören bir kahramandı. İnşaatlarda geçen zorlu yıllardan sonra, alın teriyle yoğurduğu, İstanbul'da kurduğu bakkal dükkânı, onun ve ailesinin huzur limanıydı.
DİRENİŞİN KALESİ: EKMEK TEKNESİ VE ADANMIŞLIK
Orhan Altun’un ruhu, sadece ailesine değil, adanmış olduğu büyük bir ideale de hizmet ediyordu. Bakkal dükkânı onun geçim kapısıyken, yüreği bir davanın ateşinde yanıyordu. O, Kağıthane teşkilatında onurlu bir MHP üyesiydi. Günlük hayatının sıradanlığına rağmen, her akşam dükkânın kepengini kapatmadan önce, hakikatin sesini taşıyan bir neferdi; Hergün Gazetesini mahallede dağıtan, inancından zerre taviz vermeyen bir dava adamı. O, elinde silah yerine gazete tutan, sevgisini ve inancını ekmeğiyle harmanlayan sivil bir direnişçiydi.
11 OCAK 1980: İSTANBUL’DA KURULAN PUSU
Tarih, 11 Ocak 1980’i gösterdiğinde, İstanbul'un sokaklarında karanlık bir ihanet gölgesi dolaşıyordu. Orhan Altun, her zaman olduğu gibi, helal rızkını kazanmak için dükkânının ardındaydı. Burası, onun kalesi, çocuklarının geleceğinin teminatıydı. Ama kahramanların kaderinde, en güvende oldukları anlarda dahi en büyük tehlikeyle yüzleşmek vardır.
SON NEFES VE KUTSAL ŞEHADET
Olay Günü, alçaklığın en hain yüzüyle belirmiştir. Vicdanını kaybetmiş iki komünist militan, masum bir müşteri kılığında, Orhan Altun’un ekmek teknesine sızdılar. Onların amacı alışveriş değil, bir ideali susturmaktı. Kalbinin attığı, alın terinin aktığı o bakkal dükkânı, bir anda kanlı bir pusu yerine dönüştü. Silahlarını alçakça ateşlediler.
Orhan Altun, dükkânının ortasında, rızkını savunduğu yerde, inançlarından bir adım dahi geri atmadan şehit edildi. Onun düşüşü, sadece bir can kaybı değil; bir babanın, bir esnafın ve bir davanın yılmaz neferinin kutsal bir fedakârlığıydı. O, hayatını adadığı değerleri, en son nefesine kadar savunarak, bakkal dükkânını ebedi bir şeref meydanına çevirdi.
"O, bakkal dükkanında düşerken; geride, uğruna can verdiği davanın sönmeyecek meşalesini bıraktı."