"Bazı hayatlar sadece bir tarihe sığmaz; bir milletin namusunu omuzlayıp, ölümsüzlüğe doğru atılan son adımdır."
KONYA'NIN YÜREĞİNDEN DOĞAN YEMİN
O, Konya toprağında doğdu, ama davası tüm ülkeyi kucakladı. Adı Mustafa Ölmez’di. Gençlik rüyalarının peşinden koşacağı çağda, o dönemin çelikten ruhunu taşıyan ülkücü hareketin saflarına katıldı. Bu, sıradan bir tercih değil, adanmışlığa ve fedakârlığa yazılmış bir yemindi.
HAKSIZLIĞA DİKİLEN BAYRAK
Mustafa, ülkesinin üzerinde dolaşan karanlık bulutlara karşı çıkanlardandı. Gençliğinin tüm enerjisiyle haksızlıklara başkaldırdı; zulme sessiz kalmanın, esarete boyun eğmek olduğunu biliyordu. Onun varlığı, devrilmeye çalışılan değerlerin dimdik ayakta duran sesiydi. Onun için hareket, sadece bir fikir değil, namus borcuydu.
KARANLIĞIN ORTASINDAKİ YARDIM ÇIĞLIĞI
Mustafa’nın cesareti ve duruşu sadece sözde kalmadı; eylemleriyle destanlaştı. Bir gün, Konya Merkez Karatay Lisesi’nde ülkücü öğrencilere alçakça saldırılmıştı. Düşman, bu kez tek cepheden gelmiyordu; komünist militanlar, MSP’nin yan kuruluşu olan akıncılarla omuz omuza vererek gençliğin üzerine yürümüştü.
Bu, bir avuç yiğide karşı kurulan büyük bir tuzaktı. Ama Mustafa ve ülküdaşları tereddüt etmedi. Yardım çağrısına koşarak cevap verdiler. Onların adımı, sadece bir savunma değil, tehlikede olan kardeşlik hukukunu koruma yeminiydi. O karanlık çatışmada birçok ülküdaş yaralandı, ancak Mustafa’nın ve yoldaşlarının duruşu, geri çekilmenin imkânsız olduğunu tüm düşmana gösterdi. Onlar, can pahasına omuz omuza savaştılar.
10 OCAK 1979: SON VURUŞ
Takvimler 10 Ocak 1979’u gösterdiğinde, Konya’nın sabahı kanla yıkanacaktı. Saatler 10:00'ı vurduğunda, karanlık eller eyleme geçti.
Bu, kahramanlık destanını sonlandıran kalleş bir pusu anıydı. Mustafa ve ülküdaşı Veli Bülbül, ideallerinin bedelini ödemeye hazır beklerken, pusudan çıkan İsmail Demiroluk isimli, TSİP’in yan kuruluşu olan SGB komünist örgütünün üyesi tarafından hedef alındılar.
Zulüm, otomatik silahın soğuk namlusundan fışkıran mermilerle geldi. Onlar, en ağır darbeyi aldılar. O anda, hayatları davasına mühürlendi. Mustafa Ölmez, ağır yaralanarak düştüğü o yerde, milletinin vicdanına kazınan o büyük şehitlik mertebesine yükseldi. Yanı başında ülküdaşı Veli Bülbül ile birlikte, ocağın o dondurucu sabahında, birer yıldız gibi kayarak ölümsüzleştiler.
Onların son nefesi, bir davanın asla yere düşmeyeceğinin kanıtıydı. Onlar, vatanın bekçiliğini canıyla mühürleyen isimsiz kahramanlardan oldular.
"O gün Konya sokaklarına düşen her damla kan, unutulmayacak bir mirasın mührü oldu. Mustafa Ölmez, sadece bir şehit değil, davasının bekçisi olarak çağlara yürüdü."