"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz; bir ideale adanır ve o adanmışlık, tarihe kanla yazılmış bir yemine dönüşür."
KÖKLERİ VE ÇELİK İRADESİ
Adı, ülkü uğruna verdiği mücadelenin sarsılmaz ruhuyla anılan RAGIP KAFALI. Tıpkı doğduğu topraklar gibi, TOKAT-ERBAA’nın o sağlam, kararlı duruşunu taşıyordu. 39 yıllık ömrü boyunca, vatanına olan sevdası onun en büyük mesleği olmuştu. Bir yanda evli olduğu hayat arkadaşı ve emaneti olan üç çocuğu; diğer yanda, karanlık çağlarda dahi ışığı taşıma yemini. O, sadece bir teknik eleman değil, MHP Adana Merkez ilçe teşkilatının yüreği ve vicdanıydı.
ADANMIŞLIĞIN İKİ KUTBU: OCAK VE HASTANE
Ragıp Kafalı, gündelik hayatın sıradanlığı içinde dahi büyük bir görevi omuzluyordu. SSK Hastanesinde elektrik teknisyeni olarak çalışıyor, hem mesleği hem de duruşuyla topluma hizmet ediyordu. Ancak onun adanmışlığı sadece mesai saatleriyle sınırlı değildi; o, Ülkücü Teknik Elemanlar Derneği’nin (UTED) de yılmaz bir üyesiydi.
Bu kutlu yolun bedeli ağırdı; Ragıp Kafalı, ideallerinin hedef gösterildiği, derneğine yapılan Molotof kokteylli saldırıda yaralanmış bir gaziydi. O, tehlikenin göbeğinde durmuş, yaralarından ders almış, fakat asla geri adım atmamıştı. O yara izleri, onun çelik iradesinin ve korkusuzluğunun mühürleriydi.
10 OCAK ŞAFAĞI VE SON YÜRÜYÜŞ
Takvimler 10 OCAK 1980’i gösterdiğinde, Adana’nın şafağı kanlı bir pusuyu saklıyordu. Saat 07:30 sıralarıydı. Ülküdaşımız Ragıp Kafalı, tıpkı her sabah olduğu gibi, mesleğinin ve davasının başına geçmek üzere işine yürüyordu. Bu, rutin bir yolculuktan çok, tehlikeye doğru atılan bilinçli bir adımdı. O, sadece bir teknisyen değil, namluların gölgesinde dahi sancağı yere düşürmeyen bir fedaiydi.
KIZIL PUSU VE YERE DÜŞEN SANCAK
İhanet, en alçak yerden, karanlık ellerden geldi. Sabahın sessizliğini yırtan devrimci solcu-komünist militanların namert kurşunları, Ragıp Kafalı’nın üzerine yağmur gibi boşaldı.
O, inandığı değerler uğruna sarsılmaz bir kale gibi ayakta dururken, kurşunlar bedenine saplandı ve ülküdaşımız ADANA sokaklarının kaldırımına, kanlar içinde yere düştü. Ancak kızıl itlerin kini ve öfkesi dinmemişti. Ragıp Kafalı kanlar içinde son nefesini verirken, gözü dönmüş hainler, kaldırımdan söktükleri taşlarla onu linç ettiler. Bu, sadece bir cinayet değil, bir duruşa, bir imana karşı gerçekleştirilen vahşi bir saldırıydı.
Hainlerin taşlarla parçalamaya çalıştığı sadece bir beden değil, milletin vicdanıydı. Kanlar içinde hastaneye kaldırılan Ragıp Kafalı, tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. O sabah, 39 yaşındaki bir kahraman, 10 OCAK 1980 tarihinde şehadete yürüyerek adını destanlar arasına yazdırdı.
O, sadece bir can vermedi; 39 yıllık ömrünü, adalet ve vatan uğruna atılacak cesur adımların ölümsüz bir örneği kıldı.