"Bazı hayatlar sadece nefes almak için değil, uğruna ölünecek bir inancı taşımak için yaşanır."
KİMLİĞİ VE BİR YÜREĞİN VAZİFESİ
Kars-Kağızman topraklarında, zorluğun ve çilenin yoğurduğu bir kahramandı Sezgin Asyalı. Hayatı henüz küçük bir fidan iken sarsılmış, babasızlığın ağırlığıyla tanışmıştı. Köyden ilçe merkezine taşınan bu mütevazı aile, yoksulluğun çemberinde onuruyla ayakta duruyordu. Sezgin, sadece kendi hayatını değil, aynı zamanda rahatsız anasını ve biricik bacısını da omuzlarında taşıyan bir yürekti. Demircilik sanatında, nasırlı elleriyle demire şekil verirken, ruhunda taşıdığı Ülkücü inanç, ona bu çetin hayatta bir kutup yıldızı oluyordu.
İNANÇ VE YALNIZLIK DUVARI
Kağızman’ın o zorlu yıllarında, inancın bedeli ağırdı. Ülkücü ve Türkeşçi duruşu sebebiyle daha önce defalarca saldırıya uğramış, iş çıkışında dövülmüştü. Ancak, az sayıda olmalarına rağmen, Sezgin Asyalı bayrağı yere düşürmeyen, zulme boyun eğmeyen bir adanmışlık abidesiydi. O, yalnızca bir birey değil; adalet ve inanç uğruna yalnızlığa meydan okuyan bir bozkurttu.
FEDAKARLIĞIN SON YOLCULUĞU
Takvimler 09 Ocak 1978’i gösterdiğinde, Sezgin yine alın teriyle kazancını elde etmiş, dükkanını kapatmıştı. Gözü Ardahan yolundaydı; belki de ailesine kavuşmanın heyecanıyla yürüyordu. Ancak kader, o gün omuzladığı yükün son ve en ağır bedelini ödemesini emretmişti. O, Garaj’a doğru ilerlerken, karanlık bir gölge Kağızman’ın sokaklarına çöktü.
PUSU VE HANÇERLERİN DİLİ
Hainlik, dört-beş karanlık yüzle yolunu kesti. Bu, bir çatışma değil, kalabalık bir pusu, silahsız bir adamın haysiyetine yapılmış alçakça bir saldırıydı. Kanlı eller acımasızca, hesap sorarcasına bıçak sallamaya başladı. O an, çelik sadece ete değil, bir milletin vicdanına saplanıyordu.
BOZKURT GÖVDESİNDEKİ DESTAN
Bıçaklar durmaksızın, birbiri ardına Sezgin’in gövdesine girip çıkıyordu. O kahraman, inancının son kalesini korur gibi direndi. Vücudunun değişik yerlerinde açılan yaralar, onun ne denli ağır bir cendereden geçtiğinin şahitleriydi. Her bir bıçak darbesi, Kağızman’ın dar sokağında yankılanan bir çığlık, bir sükûnet yeminine edilen ihanetti. Ancak Sezgin Asyalı’nın gücü, gövdesinden akan kana rağmen tükenmiyordu.
09 OCAK 1978: ÖLÜMSÜZLÜK MÜHRÜ
Saldırının vahşeti ne olursa olsun, bir kahramanı düşüren sadece bıçak yaraları değildir; bazen büyük fedakarlık, hayatın son damlasıyla mühürlenir. Sezgin, vücudundan boşalan o kutsal kan nedeniyle, son nefesini Kağızman’ın karında bıraktı. O, hızlı bir ölüm değil, damla damla eriyen, her zerresi ülküye adanmış bir veda yaşadı. 09 Ocak 1978’de, Sezgin Asyalı şehit oldu; o, sadece bir can vermedi, geride bıraktığı ailesinin ve inandığı değerlerin yükümlülüğünü ölümsüz bir destanla tamamladı.
"O, Kağızman’ın dar sokaklarında kanıyla bir destan yazdı; bu topraklar, taşıdığı inancın bedelini ödeyenleri asla unutmayacaktır."