"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz; bir inancın kalesi olarak dikilirler. Zahit Koca, adını tarihin sayfasına değil, adanmışlığın mermerine yazdıranlardandı."
ADANA’NIN KAHRAMAN EVLADI: ZAHİT KOCA
Bu destanın kahramanı, vatan sevdasını doğduğu toprakların ruhunda taşıyan bir ülküdaşımızdı. Adı ZAHİT KOCA idi. Adana’nın sıcak ve çetin ikliminde, sadece bir birey olarak değil, bir davanın yılmaz neferi olarak filizlendi. Onun kimliği, sadece doğum yeriyle değil, benimsediği o yüce ülküyle mühürlenmişti. O, sırtına yüklediği manevi görevi, hayatının tüm anlamının önüne koyanlardandı.
BİLİNMEYENİN GÖLGESİNDEKİ ADANMIŞLIK
Bize kalan olgusal metinlerde onun mesleği, günlük uğraşları kayıtlara geçmedi. Oysa bir Ülkücü için en büyük meslek, davasına hizmet etmek, millete adanmışlık yeminiydi. O, belki bir esnaftı, belki bir öğrenciydi, fakat bilinmeyen bu boşluk, onun adanmışlığının ne kadar saf olduğunu gösterir: O, unvansız ve beklentisiz bir kahramandı.
Olay gününe dair detaylar, atılan adımlar ve söylenen son sözler karanlıkta kalsa da; bilinen tek gerçek, Zahit Koca’nın o gün, kaderine doğru kararlılıkla yürüdüğüdür. O, bir bilinmeze doğru değil, inandığı değerlerin son cephesine doğru yürüyordu.
ADANA’DAKİ SON YÜRÜYÜŞ
Yıl 1980'di. Türkiye’nin sokakları kanla boyanırken, cephe Adana’nın Denizli mahallesinde kurulmuştu. Zahit Koca, o zorlu günlerde, inancının sarsılmaz bir temsilcisi olarak yoldaşıyla birlikte yürüyordu. Bu, sıradan bir yürüyüş değil, tehlikenin kol gezdiği bir coğrafyada onur ve cesaretin yan yana ilerlemesiydi.
O an, devrimci solcu-komünist militanların kurduğu hain tuzak, karanlığı yırtarak gerçeği yüzeye çıkardı. Silahlar patladı, mermiler havayı ıslık çalarak bölüştü. Bu, bir çatışma değil, inanç ile nefretin karşı karşıya geldiği alçakça bir saldırıydı.
09 OCAK 1980: KAHRAMANLIĞIN MÜHÜRÜ
Ateş çemberi daralırken, yoldaşı yaralanıp kanlar içinde yere yığılsa da kurtulmayı başarmıştı. Fakat Zahit Koca, o ateşin tam ortasında bir direniş destanı yazdı. O, geri adım atmadı, teslim olmadı. Bedenini bir siper gibi kullanarak, davasına olan sadakatini kanıyla tasdik etti.
O kara günde, 09 OCAK 1980’de, Adana’nın Denizli mahallesinin sokakları, Zahit Koca’nın son nefesiyle kutsandı. O, gencecik bedeniyle, inandığı değerler uğruna düşman karşısında dimdik durmuş ve olay yerinde şehadet mertebesine ulaşmıştı. O mermiler, sadece bir bedene değil, bir ülküye de yönelmişti; ancak Zahit Koca’nın yere düşüşü, yenilgiyi değil, ebedi bir zaferi simgeliyordu.
ŞEHADET VE SONSUZ YEMİN
Zahit Koca, adını şehitler kervanına yazdırarak, bir dönemin fedakârlık ve cesaret abidesi oldu. O, kuru bir tarih kaydı değil; Adana’nın kalbinde, her zorluğa karşı verilebilecek en büyük yeminin ta kendisidir.
"09 Ocak 1980 bir tarih değildir; Zahit Koca'nın kanıyla mühürlediği, inanç uğruna verilen sonsuz yemindir. Kahramanlar ölmez, onlar daima hatıralarda ve uğruna can verdikleri davada yaşamaya devam eder."