"Korkunun kül ettiği yerde değil, cesaretin yeniden alevlendiği eşikte durdu o. Zira bazı hesaplar, can pahasını gerektirir."
ADI VE YUVASI: ANKARA'NIN GURURLU EVLADI
O, cephede kılıç sallayan bir asker değildi; o, evinin ve davasının onurunu kendi sokağında savunan bir erdi. ÜLKÜCÜ ŞEHİT ALİ COŞKUNER, Ankara'nın kalbinde, Altındağ'ın Feridun Çelik Mahallesi’nde ailesiyle birlikte yaşayan bir vatanseverdi. Mesleği, Anadolu insanının en temel direğiydi: ESNAF / BAKKAL. O, sadece ekmeğini kazanan bir tüccar değil, dükkânının kapısını hem rızka hem de imana açan, mahallesinin güvendiği bir simgeydi. Onun hayatı, sıradanlığın arkasındaki büyük adanmışlığın en saf örneğiydi.
YANIK BİR UYARI VE VAZGEÇİLMEYEN BİR YEMİN
Ancak, 1980 yılının karanlık kışı, onun dürüst yaşamına gölge düşürmeye çalıştı. Şahadetinden sadece 14 gün önce, ülkü düşmanları, komünist militanlar tarafından işyeri alçakça hedef alındı. Ekmek teknesi, benzin dökülerek cayır cayır yakıldı. Bu, basit bir kundaklama değildi; bu, Ali Coşkuner'e yapılan açık bir tehditti, bir ‘ya vazgeç ya öl’ çağrısıydı.
Ali Coşkuner, küllere döndürülmüş dükkânının kapısından içeri baktı. Korku, ona sırtını dönmesini fısıldayabilirdi; ama o, korkaklığa geçit vermedi. O, bir esnafın yurdunu koruma şeklinin, yeniden açılan kapının ardında dimdik durmak olduğunu biliyordu. Ali Coşkuner, o yanık ikazı ruhunda taşıyarak, inancından zerre taviz vermeden Papatya Sokak’taki görev yerine geri döndü.
O SON GÜN: PAPATYA SOKAK'TA ZAMAN DURDU
Günün adı 09 OCAK 1980 idi. Ali Coşkuner, Ankara'da, omuzlarına yüklediği davanın ağırlığı ve ailesine duyduğu sorumlulukla bir kez daha işyerinin kapısını açmıştı. Bu, artık sadece ticaret yapılan bir dükkân değil, namusun son kalesiydi.
Ne var ki, milletin huzurunu hedef alan karanlık eller, yeniden harekete geçti. Gözü dönmüş komünist militanlar, onu bizzat işyerinde kıstırdılar. Bu bir çatışma değil, bir infazdı. Ali Coşkuner, o kutsal mekânda, namlusunu davasına doğrultmuş ihanete karşı tek başına durdu. Detaylar ve son nefesin nasıl verildiği birer sır perdesinde kalsa da, bilinen tek gerçek şudur: Ali Coşkuner, geri çekilmemenin bedelini ödedi.
ŞEHADETİN SONSUZLUĞA YÜRÜYÜŞÜ
Komünist militanların kahpe kurşunları, onun bedenini yere serdi; fakat ruhunu ve davasını asla sindiremedi. Ankara'nın soğuk kış gününde, Papatya Sokak, bir bakkalın değil, bir ülkü neferinin kanıyla ısındı. Ali Coşkuner, 09 OCAK 1980 tarihinde, davasına olan sadakati ve geri dönme cesareti yüzünden ŞEHİT edildi. O, sadece bir can vermedi; zulme karşı koyuşun, kendi toprağında onurlu duruşun ölümsüz manifestosunu yazdı. O, artık sadece Ankara'nın bir esnafı değil, cesaretle yoğrulmuş Türk gençliğinin zihinlerine kazınmış destansı bir hatıradır.
"O, sadece bir esnaf değildi; o, kendi kapısının önünde davası uğruna göğsünü siper eden, korkuya en büyük dersi veren vatanın sessiz kahramanıydı."