"Yirmi yıllık ömre, bin yıllık bir destanı sığdırmak; bu, sadece adanmışların harcıdır."
ERZURUM’DAN YÜKSELEN GENÇ BİR SES
Tarih 08 Ocak 1980'i gösterdiğinde, henüz baharını tamamlamamış yirmi yaşında bir yiğit, adını ülkücü şehitler kervanına altın harflerle yazdırıyordu. Erdem Yedibela... O, Erzurum’un karlı dağlarından, İspir ilçesinin bereketli topraklarından, Aziziye (eski ismi Ilıca-Ovacık) nahiyesine bağlı Kapuluk köyünden kopup gelmiş bir Dadaş’tı.
Üç kardeşin sorumluluğunu taşıyan omuzlarında, Samsun’a ekmek davası için gelmişti. Samsun’un Cedit mahallesinde yengesinin yanında kalıyor, alın teriyle hayat mücadelesi veriyordu. İnşaatlarda taş taşıyor, bazen el arabasıyla sebze meyve satarak geçimini sağlıyordu. O, hem ekmeğinin hem de ülkesinin davasında bir emekçiydi. Hayatının en kutsal görevine, Mart ayında peygamber ocağına teslim olmaya hazırlanıyordu.
HAKKIN VE HAKİKATİN EMEKÇİSİ
Fakat Erdem Yedibela, sadece fiziksel gücüyle değil, yüreğindeki iman ve ülkü ateşiyle de tanınıyordu. O, Ülkücü Gençlik Derneği’nin yiğit bir üyesiydi. İnandığı değerlerden zerre taviz vermediği için, karanlık odakların hedefi haline gelmesi uzun sürmedi.
Tehditler kapısına dayandığında, o korkuya teslim olmayı reddetti. Karşısına dikilen tehlikelere aldırış etmedi, ruhunda taşıdığı Erzurum cesaretiyle, ‘Dadaşça dik durdu.’ Bu tavizsiz duruşun bir bedeli vardı: Haksız yere tutsak edildi. O, Taş Medresenin çetin yollarını yürüdü, zindanların soğuk duvarlarını ülkücü yeminiyle ısıttı. Suçsuzluğu anlaşılıp serbest kaldığında bile davasına olan bağlılığı daha da perçinlenmişti. Cezaevi, onu yıldırmak yerine, çelikten bir iradeye dönüştürmüştü.
SAMSUN KIŞINDA SON VEDA
O karanlık gün, 08 Ocak 1980 akşam üzeri çökerken, Erdem Yedibela, ülküdaşlarıyla sohbetini tamamlamış, evine doğru yola çıkmıştı. Sıradan bir yürüyüş, bir kahramanın son adımı olacaktı.
Samsun’daki Katolik kilisesinin önüne ulaştığında, pusudaki hain eller devreye girdi. Fikirleri uğruna hayatını ortaya koyan bu yirmi yaşındaki genci, alçakça arkadan vurdular. Komünist militanların silahlarından çıkan kurşunlar, sadece bir işçinin hayatını değil, Türk gençliğinin geleceğe dair umutlarını da hedef aldı.
Erdem Yedibela, bu kalleş saldırı karşısında dimdik düştü. O, Hakk’a yürüyerek, Ülkücü şehitler kervanına katıldı ve adını 1980 kışının buz gibi hafızasına bir zafer nişanesi olarak kazıdı. Ebedi istirahatgâhı, uğruna savaştığı Erzurum topraklarında, doğduğu memlekette ona kucak açtı.
"Bir işçinin alın teriyle kazandığı yirmi yıllık hayat, 08 Ocak 1980'de Erzurum toprağına, bir milletin ebedi yemini olarak gömülmüştür."