"Bazı hayatlar, uzunluklarıyla değil; yaktıkları ateşin parlaklığı ve millete adadıkları son nefesle ölçülür."
KİMLİĞİ VE YÜKSELİŞİ
Mersin toprakları, sadece deniz ve güneşin değil; çelikten iradelerin de beşiğidir. Kahramanlık destanının yazıldığı 07 Ocak 1979 tarihinden tam yirmi dört yıl önce, bu kadim coğrafyanın bağrında, Silifke’nin Bayındır Köyü’nde bir yiğit dünyaya gözlerini açtı: EKİM GÜNGÖR. O, henüz hayatının baharında, yirmi dört yaşındayken, karanlık bir çağın üzerine adını altın harflerle yazdıracağını bilmiyordu. Köyünün ilkokulunda, Silifke’nin ortaokul ve lisesinde ruhunu beslerken, ruhunda taşıdığı milliyetçilik ateşi, onu yalnızca öğrenmeye değil, öğretmeye ve bayraktarlığa çağırmıştı.
MİLLETE ADANMIŞ GENÇLİK VE DURUŞU
Konya Öğretmen Okulu’ndan mezun olduğunda, elinde tuttuğu diploma, onun sadece bir meslek sahibi olduğunu değil, aynı zamanda millete karşı ödenmesi gereken bir borcun teminatı olduğunu simgeliyordu. Ekim Güngör, mesleği gereği zihinlere ışık tutmayı seçti; ancak duruşu gereği o, Türk Milliyetçiliğinin sarsılmaz bir öncüsü, davasının bayraktarıydı. O’nun kısa yaşamı, kuru bir biyografi değil, adanmışlığın destanıydı. Kalemiyle yazdığı her harf, yaktığı meşalenin gölgesiydi.
BAYRAKTARIN KARARLI YOLCULUĞU
Öğretmenliğe ilk adımını Nevşehir iline bağlı Çiçekdağı ilçesinde atmış olsa da, kader ağlarını daha çetin bir mücadele için örmüştü. O yıllarda vatanın dört bir yanı, fikri ayrılıkların kanlı çatışma alanına dönmüş, genç öğretmenler en ön cephede yer almışlardı. Ekim Güngör, karanlığın en yoğun olduğu noktaya, Kırşehir iline bağlı Çiçekdağı’na gitmekten çekinmedi. Çünkü o biliyordu ki, davasının bayrağı, tehlikenin en yoğun olduğu yerde dalgalanmalıydı. O’nun her adımı, bir korkağın geri çekilişi değil, inancının gereği olarak tehlikeye doğru atılan kararlı bir adımdı.
KIZIL KIŞTA SON NEFES
Takvimler, yılın en sert ve karanlık günlerinden biri olan 07 Ocak 1979’u gösteriyordu. Kırşehir, Çiçekdağı'nın soğuk ve acımasız kışında, bayraktar Ekim Güngör, fikirlerinin yaydığı ışık nedeniyle hedef alındı. Kızıl komünizmin karanlık pusuya yatan elleri, bir öğretmenin kalemini kırmayı değil, hayatını söndürmeyi amaçlamıştı. Olay Günü'nün detayları, bu zulmün ne denli haince planlandığını gösterir: Bir motorbisiklet teli, bir devrimcinin, bir bayraktarın boğazına dolanmış, nefesi kesilmişti.
Ekim Güngör, yirmi dört yaşında, en ağır bedeli ödeyerek şehadet şerbetini içti. Fiziken şehit düştüğü yer Kırşehir olsa da, yüreği ve kökleri Mersin’in Silifke’sindeydi; nihayetinde vasiyeti yerine getirildi ve sonsuz uykusuna, doğduğu topraklarda, Bayındır Köyü’ndeki kabrinde yattı. O, sadece bir öğretmen değil, karanlığa karşı duran bir kahramandı.
"Şehitler ölmez; onlar, adanmışlığın en yüksek zirvesine çıkarak, arkalarında bıraktıkları vatanın çelikleşmiş iradesi olurlar."