"Bazı hayatlar, sadece nefes almak için değil, uğruna ölünecek bir inancın sancağını taşımak için yaşanır."
KİMLİĞİ VE ADANMIŞLIĞIN DESTANI
Karadeniz’in hırçın sularının doğduğu topraklar olan Samsun’dan yükselen bir ses, M. SADULLAH KUBİLAY. O, sadece bir isim değildi; 1980 öncesinin fırtınalı yıllarında, inandığı değerler uğruna geleceğinden vazgeçmeyi göze almış, 22 yaşında gencecik bir fidandı.
O, sıradan bir öğrenci olmayı reddetmişti. Karadeniz Teknik Üniversitesi’nin son sınıfında okurken, kalbindeki ideal ateşini ülkücü gençliğe yaymak için en ön safta durdu. Sadece akademik başarıyı değil, milletinin istiklalini de düşünen bu genç kahraman, Karadeniz Teknik Üniversitesi Ülkücü Öğrenci Derneği yönetiminde görev almış, davasının Başkan Yardımcılığı mertebesine yükselmişti. Onun için okul sıraları, aynı zamanda bir mücadele meydanıydı.
SON MOLA VE VURULAN VEDA
Takvimler 06 Ocak 1980'i gösteriyordu. Uzun ve zorlu geçen eğitim döneminin ardından, kısa bir dinlence zamanı gelmişti. Sadullah Kubilay, yol arkadaşı ve ülküdaşı Mustafa Tuna ile birlikte, doğduğu topraklara, Samsun’a doğru yola çıkmak üzere Trabzon’un Değirmendere otobüs terminaline adım attı. Bu, basit bir öğrenci yolculuğu, bir memleket hasreti giderme çabasıydı.
Ancak kader, bu yolculuğa başka bir menzil yazmıştı.
DEĞİRMENDERE’DEKİ KANLI YEMİN
Trabzon otobüs terminali, o gün yüzlerce insanın günlük telaşına sahne oluyordu. Gurbetçiler, yolcular, vedalar... M. Sadullah Kubilay ve Mustafa Tuna, henüz otobüslerine binemeden, sinsice kurulan bir pusunun tam ortasına düştüler.
Karanlık ideallere hizmet eden komünist militanlar, yüzlerce gözün önünde, adeta bir meydan okuma cüretkârlığıyla bu iki genç yiğide kurşun yağdırmaya başladılar. Bir terminalin ortası, bir anda ihanetin ve kahramanlığın sergilendiği bir sahneye dönüştü. M. Sadullah Kubilay ve arkadaşı Mustafa Tuna, geriye çekilmeyi, kaçmayı düşünmediler. Onlar, inançlarının ateşiyle bedenlerini siper ederken, ne yazık ki hain kurşunlara karşı duramadılar.
Karadeniz’in en yoğun merkezlerinden birinde, yüzlerce şahidin gözleri önünde, 22 yaşındaki bu yiğit, uğruna yaşadığı davasına olan son ve en büyük bağlılığını göstererek, şahadet mertebesine ulaştı. Trabzon toprağı, 06 Ocak 1980 günü, bir öğrencinin değil, bir idealin ebedi yeminini kaydetti.
"06 Ocak 1980’de, Trabzon’un soğuk terminalinde, 22 yaşındaki bir öğrenci, adını unutturulamayacak kahramanlar defterine, ödediği can borcuyla ebediyen yazdırdı."