"Vatan, fani bedenden çıkan son nefesin değil, geride kalanların kalbine ekilen bitmeyen sevdanın adıdır."
KİMLİĞİ VE İDEALİST YEMİNİ
Tarih sayfalarına, sadece bir ideal uğruna adanmışlığın onurlu mührünü vuran bir isimdir: KEMAL ÜSTÜNDAĞ. O, basit bir vatandaş değildi; o, "ÜLKÜCÜ ŞEHİT" unvanıyla anılmayı hak eden, davasına yüreğini vermiş bir yiğitti.
Doğduğu toprakların neresi olduğu, hangi dağların rüzgârıyla büyüdüğü belki de tarihin gizemli sayfalarında saklı kalmıştır. Ancak nereden gelirse gelsin; o, Bursa’ya, milletinin onurunu korumak için gelmişti. Kemal Üstündağ’ın kimliği, kuru bir biyografi maddesiyle sınırlı değil; onun kimliği, attığı her adımda ve savunduğu her fikirde yankılanan şerefli bir yemin üzerine kuruluydu.
ALIN TERİ VE VİCDANIN ŞÖVALYELERİ
Bu kahramanlık hikâyesi, saraylarda değil, Bursa’nın sokaklarında filizlendi. İki kardeş, alın terleri ile rızıklarını kazanırken, ülkülerinin sarsılmaz bekçileri oldular. Kardeşlerden biri, her gün Pazar’da toprağın tozunu silkeleyen bir boyacıydı; o, kirli ayak izlerini temizlerken, memleketinin geleceğini temiz tutma idealini taşıyordu.
Diğeri, Kemal Üstündağ ise yolların çilesini çeken bir şofördü. Direksiyonda geçen saatleri, yalnızca yük taşımakla değil, aynı zamanda milleti için duyduğu sorumluluğun ağırlığıyla da ölçülüyordu. Onların elleri, sadece ekmek parası kazanmak için değil, aynı zamanda ulusal ideallerin yükünü taşımak için nasırlıydı.
06 OCAK 1980: KARANLIĞA YÜRÜYÜŞ
Zaman, 1980 yılının en soğuk, en çetin kış günlerinden birini, 06 Ocak’ı gösteriyordu. Takvimler, bir cinayetin tarihini kaydedeceğini bilmeden ilerledi. Olay, anlık bir tartışma değil, hesaplı bir pusu, hain bir saldırıydı.
Kemal Üstündağ ve kardeşi, hayatlarının en kritik anına, Bursa’nın Pirenir Semtinde ulaştılar. İşte o anda, milletin huzuruna kasteden Komünist militanlar, nefretin ve karanlığın silahlarını onlara doğrulttu. O karanlık günde, kardeşlerin ne düşündüğünü, son anlarında hangi duayı fısıldadıklarını bilemiyoruz. Fevkalade olan şudur ki, onlar tereddüt etmediler; onlar, hayatlarını ortaya koydukları inançlarından geri adım atmadılar.
Onların son adımı, bir kaçış değil, ideallerine doğru attıkları kararlı bir yürüyüştü.
SONSUZLUĞA YÜKSELİŞ
Bursa Pirenir Semti, o acı günde iki kahramanının kanıyla sulandı. Silahlı saldırı sonucu iki kardeş, Kemal Üstündağ ve can yoldaşı kardeşi, aynı anda şehadet mertebesine ulaştılar.
Bu hadise, sadece basit bir cinayet değil; bu, Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlık mücadelesinde verilen destansı bir fedakârlıktı. Onlar, o karanlık sabahın ayazında, genç hayatlarını milletin geleceğine mühürlediler. Şoför ve boyacı kardeşler, fani dünyanın gelip geçici makamlarını reddederek, en yüksek mertebeye, şehitliğe yükseldiler. Onların mücadelesi, ölümsüz bir hatıraya ve nesiller boyu sürecek bir ilham kaynağına dönüştü.
"Bazı hayatlar kısa sürer; ama geride bıraktıkları kahramanlık, çağlar boyu sürecek bir andlaşmaya dönüşür."