"Bazılarının hayatı bir mesai saati kadar sürer, ancak duruşları yüzyıllarca yankılanır. Vural Erim, adanmışlığın Ankara soğuğunda yazılmış destanıdır."
ÇANKIRI’DAN ANKARA’YA UZANAN ÇELİK DURUŞ
Kimi yiğitlerin kaderi, doğduğu topraklardan çok, davasına adadığı şehirde mühürlenir. Çankırı toprağının sadakatiyle yoğrulmuş olan Vural Erim, Ankara’nın Mamak ilçesini kendine yurt edinmişti. O, sadece bir birey değildi; özel bir kuruluşta çalışan, emeğiyle geçinen onurlu bir İŞÇİ idi. Ancak asıl kimliği, alın terini idealiyle birleştiren ruhunda gizliydi. O, yalnızca bir işçi değil, aynı zamanda Ülkücü İşçiler Derneği’nin çelik çekirdeğinden, davasına adanmış neferlerinden biriydi. Onun kalbi, mensubu olduğu camianın yüksek ülküleriyle atıyordu.
04 OCAK 1979: SON MESAYEYE DOĞRU
Takvimler 04 Ocak 1979’u gösteriyordu. Ankara’nın soğuğu havaya sinmişti. Her sabah olduğu gibi, Mamak’taki evinden, ekmeğini kazanmak ve davasına hizmet etmek üzere yola çıktı. Rutin bir mesaiye başlama anı gibi görünse de, o gün, Vural Erim için tarihin en ağır sınavı beklemekteydi. İşçiydi, ancak omuzlarında taşıdığı sorumluluk bir imparatorluğun yükü kadardı. O, karanlığın kol gezdiği bir dönemde, inancının ışığına güvenerek adımlarını atıyordu.
DÖRT GÖLGE VE BİR KAHRAMANIN SÖZÜ
O kahredici sabahın alacakaranlığında, Vural Erim'in yolu, pusu kurmuş dört karanlık gölge tarafından kesildi. Dört kişi. Bir kahramana karşı dört alçaklık. Komünist güruhun senaryosu, haince bir hile üzerine kurulmuştu: Önce yalandan, masumiyet maskesiyle bir adres sordular. Bu, aslında bir sorgulama, bir kimlik tespiti anıydı.
Vural Erim, sorulan adresi bilmediğini söyledi. Ancak bu cevap, sadece bir yol tarifi eksikliği değil, karşı tarafın asıl amacını ortaya çıkaran bir kıvılcım oldu. Katillerin ağzından çıkan nefret, Vural Erim’in duruşuna ve adanmışlığına yönelikti.
KURŞUNLARIN VURDUĞU İDEAL
Korkak ve pusucu dört kişi, maskeleri düştüğünde, gerçek niyetlerini o alçakça cümleyle haykırdılar:
“Ulan Faşist köpek MHP’nin adresini sorsak bilirsin…”
Bu hakaret, Vural Erim’in kimliğinin, inancının ve cesaretinin düşman tarafından dahi bilindiğinin kanıtıydı. O an, Vural Erim’in kaderi mühürlendi. Sadece bir işçi olduğu için değil, bir ülkücü olduğu için hedef alındı. O, bir yolun adresini bilmeyebilirdi; ancak davasının adresini, duruşunun yerini çok iyi biliyordu.
Kelime mermilerinden hemen sonra, düşmanın korkak ve alçakça kurşunları bu çelik yüreği hedef aldı. Vural Erim, mesaisine başlarken şehadet şerbetini içti; o sabah işe gitmek için attığı adımlar, aslında sonsuzluğa atılmış son adımlarıydı.
ANKARA TOPRAĞINDA EBEDİYET
Vural Erim, Ankara sokaklarında, 04 Ocak 1979 tarihinde, düşmanın hakaretine yiğitçe göğüs gererek şehadet makamına ulaştı. O, sadece bir işçi değildi; o, ideal uğruna canını feda eden bir kahramandı. Onun adı, zorlu bir dönemde kimliğinden vazgeçmeyenlerin ve pusu karşısında bile boyun eğmeyenlerin destanına yazılmıştır.
"İşçinin alın teri toprağa düştü, ancak davasının bayrağı gönderden inmedi. Ankara soğuğunda yatan bu şehit, vatanın bekası için ödenen bedelin unutulmaz adıdır."