"Bazı insanlar sadece yaşar; bazıları ise, yaşayarak yazdıkları destanla ölümsüzlüğü mühürler."
ANADOLU'NUN YÜREĞİ VE İDEALLERİN ADAMI
Bayburt'un soğuk rüzgârlarını taşıyan Arpalı Köyü'nden kalkıp, çalkantılı İstanbul sokaklarına düşen bir yiğit fidanın hikâyesidir bu. Adı: Cevat Karahan. Kısa, yalnızca 22 baharlık ömrüne, memleket sevdası, çile ve adanmışlık sığdıran bir idealistti. O, sadece bir genç değil, ülkücü olmanın getirdiği ağır şerefi, her nefesinde onurla taşıyan bir neferdi.
ZORLU HAYATIN İKİ CEPHELİ MÜCADELESİ
Cevat Karahan, hayatın zorlu yükünü omuzlayan, çalışkanlığın ve azmin timsaliydi. Yenibosna Belediyesi'nde şoför olarak direksiyon sallayarak ekmeğini kazanıyor, aynı zamanda geleceğe olan inancını İhsan Mermerci Akşam Ticaret Lisesi'nin ikinci sınıf sıralarında besliyordu. Gündüz şoförün sorumluluğu, gece öğrencinin heyecanı... O, İstanbul Yenibosna'nın Bergama Sokakları'nda, hem hayat mücadelesini veriyor, hem de karanlıkların üzerine bir meşale gibi dikilerek inancını savunuyordu. O dönem, sadece yaşamak bile bir duruş gerektiriyordu; Cevat Karahan bu duruşu, canı pahasına seçmişti.
04 OCAK 1980: KARARLILIĞIN SON ADIMI
Takvimler 04 Ocak 1980'i gösterirken, ülkenin üzerine çöken siyasi gerilim zirvedeydi. Cevat Karahan, mesai ve okul yorgunluğuyla karışık bir saatte, 22.30 sularında, bir kahramanlık ateşiyle sınanacağını bilmiyordu. O, sadece evine dönen, hayallerine yürüyen bir gençti. Ancak seçtiği yolun bedelini ödetmek isteyenler, karanlığın içinden çıktı. Komünist militanların kurduğu hain pusuda, kahpe kurşunlar ideallere adanmış o genç bedene saplandı.
SON NEFES, EBEDİ YEMİN
Olay yerinde ağır yaralanan Cevat Karahan, son bir umutla Çapa Tıp Fakültesi Hastahanesi'ne kaldırıldı. Yoğun çabalara rağmen, milletin davasına adadığı kanı, bedeninden hızla çekiliyordu. O karanlık gecede, idealinin ışığını söndürmek isteyenlere karşı verdiği mücadele son buldu. Cevat Karahan, 22 yaşının baharında, İstanbul'da şehadet şerbetini içerek adını tarihin sayfalarına altın harflerle yazdırdı. O, sadece hayatını kaybetmedi; inancın, fedakârlığın ve ülkü uğruna verilen mücadelenin timsali olarak ölümsüzleşti.
"Cevat Karahan, hayatı bir görev bilip o görevi tamamlayan bir neferdir. O, geride sadece bir tarih ve bir yer değil, nesiller boyu sürecek sarsılmaz bir adanmışlık yemini bıraktı."