"Kimi adamlar vardır ki, vatan sevgisini yüreğinde doğduğu topraktan çok daha öteye, Kerkük'ten Anadolu'ya uzanan bir ateş çemberine taşır. Onlar için sınır, sadece bir harita çizgisi değil; uğruna can verilen kutsal bir yemindir."
KİMLİĞİ VE KÖKLERİN YÜKÜ
Yavuz Tamtürk. Bir işçiydi. Bir imalat şefiydi. Fakat bu topraklar için taşıdığı unvanların ötesinde, 39 yıllık kısa ömrüne destansı bir adanmışlığı sığdırmış bir kahramandı. Doğduğu topraklar, acının ve hasretin kaynağı olan kutsal Kerkük’tü (Irak). O, yüreğindeki sızıyı, Beşiktaş, İstanbul’daki evine kadar taşımış, evli ve biricik bir kız babası olarak, hem ailesinin rızkı hem de milletinin davası için mücadele eden bir neferdi.
BİR DAVA ADAMI: ADANMIŞLIĞIN BEKÇİSİ
O, sadece Alarko Aladağ soğutma sanayinde imalat şefi olarak çalışmıyordu; onun asıl mesaisi, gönlünün borçlu olduğu davasıydı. Kerkük’ten kopup gelen kederin ve dayanışma arayışının sesi olan "Kerkük Türkleri Dayanışma Derneği"nin İkinci Başkanı olarak görev yapıyordu. Onun liderliği, sadece çelik ve makine başında değil, milli şuurun ve kimliğin korunması cephesinde de yükseliyordu. Yavuz Tamtürk, alın teriyle kazandığı helal lokmayı, davasının bekçiliğini yapmaktan bir an bile geri durmayarak taçlandırıyordu.
İSTANBUL'DA YANAN MEŞALE
İstanbul’un karmaşık ve fırtınalı 1980 kışında, Beşiktaş Nüzhetiye Caddesi Bostan Sokak, onun ailesi için bir sığınaktı. Ancak o günlerde, vatan sevgisi bir zırh değil, bilakis bir hedef tahtasıydı. O, bu karanlık çağda, fikri mücadeleden taviz vermeden dimdik duran, ailesi ve idealleri arasına bir set çeken son kale olarak görülüyordu. İşte o kale, 4 Ocak 1980 akşamı, en hain saldırıya uğrayacaktı.
O KARANLIK OCAK AKŞAMI: HAİNLİĞİN GÖLGESİ
Kader, o müthiş fedakarlığın sahnesini, kahramanın en mahrem alanına kurdu. Takvimler 4 Ocak 1980’i gösterirken, saatler akşam 21.30’u vurduğunda, evinin kapısı, nefretin ve ihanetin gölgesiyle çalındı. Korkaklar, onu meydanda değil, yuvasında, en zayıf anında yakalamayı seçtiler.
İki komünist militan, vicdanlarını terk ederek, sadece bir dernek başkanına değil, bir babaya ve bir eşe saldırdılar. İşte kahramanlığın en yüce ve en acı anı burada yaşandı: Yavuz Tamtürk, ailesinin gözleri önünde, kendi kutsal çatısı altında kurşunlandı. O son anlar, sadece bir canın alınışı değil, bir babanın ailesini korumak uğruna verdiği son ve sessiz direnişin destanı oldu. Gözleri önünde şehit düşmek, ölüme yenilmek değil; davasının ve fedakarlığının büyüklüğünü, geride kalanlara sonsuz bir miras olarak bırakmaktı.
ŞEHADETİN SONSUZ YOLCULUĞU
Yavuz Tamtürk, yattığı yerden kalkamayacak olsa da, yüreklere ektiği tohumlar binlerce fidan olarak yeşerecekti. 04 Ocak 1980 günü, 39 yaşında son nefesini veren bu adam; bir işçi olarak başladığı hayatını, vatan davasının ebedi bir neferi olarak mühürledi. Onun aziz naaşı, İstanbul’un toprağına, Feriköy Mezarlığı’na emanet edildi. Ancak onun ruhu, doğduğu Kerkük’ün acısıyla, davasının şerefiyle, sonsuza dek hür kalmıştır.
"Yavuz Tamtürk, sadece bedenini toprağa değil, Kerkük'ten Anadolu'ya uzanan davanın ruhunu da zamana emanet etmiştir. Ömrünün 39 yıllık çilesi, 4 Ocak 1980 akşamı, ailesinin gözleri önünde, vatan için verilmiş son bir destana dönüşmüştür."