"Bazı ruhlar, en karanlık çağlarda bile vatanın bekçiliğini omuzlar; onların son nefesi, geleceğe atılmış ilk adımdır."
KİMLİĞİ VE BİR YUVANIN YÜKÜ
O, Tokat’ın yiğit toprağında, Turhal ilçesinde doğdu. Adı Ali Osman Şahin’di. Yaşadığı coğrafyanın köklü değerlerini ruhunda taşıyan, sadece bir dava adamı değil, aynı zamanda kutsal bir yuvanın da direğiydi. O, bir eş ve üç evladının babasıydı. Onun mücadelesi, sadece büyük ülküler için değil, ardında bıraktığı o minik ayak izleri ve masum bakışlar için de verilen çetin bir savaşın ta kendisiydi. Onun fedakârlığı, sarsılmaz bir kimliğin omuzladığı en büyük sorumluluktu.
FİTNE KAZANLARININ KAYNADIĞI ÇAĞ
Takvimler 04 Ocak 1979’u gösterirken, Anadolu’nun üzerine çöken karanlık bir pus vardı. Memleketimizde oynanan sinsi oyunlar, artık doruğa çıkmış, kardeşin kardeşi boğazlaması için fitne kazanları kaynatılıyordu. İç ve dış mihraklar, bu aziz vatanın dokusunu paramparça etmek için Alevi-Sünni çatışması gibi en derin yaraları kaşıyorlardı.
Fakat Ali Osman Şahin, zilletin ve ihanetin bu tezgâhının farkındaydı. O ve onun gibi ülkü erleri, omuzlarında taşıdıkları bayrağın ağırlığını bilerek, bu oyunun karşısında dimdik durdular. Onların varlığı, karanlık planların önündeki son ve sarsılmaz siperdi.
SON YÜRÜYÜŞ VE ADANMIŞLIK
Olaylar artık patlak vermiş, sokaklar gerilimin ve tehlikenin gölgesine bürünmüştü. Ancak bu zorlu dönem, Ali Osman Şahin’i ne korkuttu ne de yolundan çevirdi. O, 04 Ocak sabahı, evinden çıktı ve şehadetine doğru kararlı adımlarla yürüdü. Yol arkadaşı, ülküdaşı Ali Atasever ile belediye binasının yakınında buluştu.
Bu buluşma, sıradan bir karşılaşma değildi; bu, tehlikeye rağmen görev bilinciyle atılmış kahramanca bir adımdı. İki arkadaş, birliğin ve mücadelenin timsali olarak o Turhal sokaklarında omuz omuza yürümeye başladılar. Bilmiyorlardı ki, bu yürüyüş, Ali Osman Şahin’in ebediyete uzanan son yolculuğu olacaktı.
KAHRAMANIN ŞEHADETİ
İki dosta karşı kurulan pusu, alçakça ve sinsice işledi. Ali Osman ve Ali Atasever’in üzerine silahlar doğrultuldu. Vurucu bir gölge gibi arkadan gelen ilk kurşun, Ali Osman Şahin’in sırtına isabet etti. Bu, bir kahramanın vatanı için duruşunu sergilemesine engel olamayan, ancak ona ihanetin hançerini saplayan ilk darbeydi. Acı içinde yere diz çöktü Ali Osman, ne onurundan ne davasından vazgeçerek...
Ancak ihanet yetmedi. Yerdeyken, ikinci kurşun hedefini buldu; doğruca boğazına, gırtlağına geldi. O sesi, o davasını haykıran nefesi sonsuza dek susturmak istiyorlardı. Ali Atasever ise bacağından yara almış, ancak mücadeleyi bırakmamıştı.
Ali Osman Şahin, aldığı bu iki ağır yara ile 15 dakikalık bir azap ve teslimiyet mücadelesi yaşadı. Bu çeyrek saat, Turhal semalarında bir devrin kapanışı, bir kahramanın ise ebediyete yükselişi oldu. Ali Osman, 04 Ocak 1979 günü, o karanlık çağda, üç çocuğunun hasretini kalbine gömerek, uğruna yürüdüğü ulvi ülküye canını armağan etti ve şahadete erdi.
"O, Turhal’ın kışında, 15 dakika süren o ebedi yolculukla toprağa düştü. Ama onun duruşu, uğruna yürüdüğü ülküde daima bir abide olarak kalacaktır."