"Bazı hayatlar uzunluklarıyla değil, savundukları davanın ateşiyle ölçülür."
KİMLİĞİ VE YÜREĞİNİN YURDU
O, sıradan bir Ordu fidanı değildi; o, Tahtabaşı köyünden fışkırmış, Ordu’nun Fatsa ilçesinin çelikleşmiş ruhuydu: Kadir Yıldırım. Takvimler 1979 yılını gösterdiğinde, bu fedakâr yiğit, tam elli kış görmüş, ömrünün yarım asrını vatan toprağının zorlu yollarında geçirmişti. Elli yaş, bir insanın yorgunluğa çekileceği, huzur arayacağı bir çağ iken; Kadir Yıldırım için bu yaş, davasının ve inancının en çetin nöbetine durma vaktini işaret ediyordu. O sadece bir köylü, bir Fatsalı değil, Milliyetçi Hareket Partisi'nin bayrağını gönlünde taşıyan, köklerine bağlı bir dava adamıydı.
ADANMIŞLIĞIN ROTASI VE MİLLİYETÇİ DURUŞ
Kadir Yıldırım’ın mesleği, yollara adanmıştı. Bir şofördü. Direksiyonu tutan elleri, sadece arabanın değil, aynı zamanda memleketinin kaderini de taşıyordu. O, engebeli coğrafyada aracıyla yol alırken, Milliyetçi hareketin sarsılmaz inancını da her köşeye ulaştırıyordu. Kuru bir meslek değil, bu topraklara hizmet etmenin en zorlu yoluydu şoförlük. O’nun kararlılığı ve MHP’ye olan adanmışlığı, onu sıradan bir vatandaştan, hedeflenmiş bir kahramana dönüştürmüştü.
04 OCAK 1979: SON SÜRÜŞ, SON YOLCULUK
Takvim yaprağı 04 Ocak 1979’u gösteriyordu. Soğuk bir kış günü, Kadir Yıldırım, her zamanki gibi özel aracıyla Çamaş’tan yola çıkmış, Fatsa’ya doğru ilerliyordu. Bu, rutin bir yolculuktu; ekmek davasının, vatan sevdasının geçtiği bilindik bir güzergâhtı. Ancak bu kez, yolun sonunda ne huzurlu bir varış noktası ne de dinlenme durağı bekliyordu. O gün, Ordu’nun Söken köyü civarındaki toprak, bir kahramanın kanıyla sulanmak için hazırlanmıştı.
SÖKEN KÖYÜNDE KURULAN HAİN PUSU VE YAYLIM ATEŞİ
Kadir Yıldırım’ın aracı, Söken köyüne yaklaştığında, karanlık bir gölge yolunu kesti. Vatanın birliğine düşman, kirli ideolojinin esiri DEV-YOL militanları, en alçakça yöntemi seçerek yol kenarında pusu kurmuşlardı. Elli yaşındaki bir vatandaşa, arabanın içindeki bir şoföre karşı kurulan bu tuzak, kahpeliğin en net göstergesiydi.
Ne bir ikaz, ne bir uyarı, ne de mertçe bir çatışma anı tanındı ona. Ağaçların arasından fırlayan hainler, savunmasız kalan Kadir Yıldırım’ın üzerine toplu bir nefretle saldırdılar. Araç, dehşetli bir YAYLIM ATEŞİNE tutuldu. Kurşunlar, sadece arabanın metalini değil, bir davanın elli yıllık sadakatini delip geçti. Kadir Yıldırım, kendi yurdunda, kendi aracı içinde, inancının bedelini en ağır şekilde ödedi.
DİRENİŞİN ADI: KADİR YILDIRIM
O an, araç içindeki o basit şoför koltuğu, kahramanlık makamına dönüştü. O, teslim olmadı. Son nefesine kadar inandığı değerler uğruna durdu ve bu topraklara adadığı ömrünün son saniyesinde bile, vicdanının sesini susturmadı. 04 Ocak 1979’da, Ordu-Fatsa yolunda, Söken köyü yakınlarında düşen bu çınar, sadece şehit düşmekle kalmadı; Milliyetçi hareketin onur mücadelesinin sarsılmaz bir abidesi oldu.
"O arabayı durdurdu, ama davası asla yolda kalmadı. Şerefin anayolu, en fedakâr nöbetçisini almıştı."