"Bazı ruhlar 26 yıllık ömürlerine bir destanı sığdırır; çünkü onlar, inandıkları uğruna tehlikenin kalbine yürümeyi tercih ederler."
DOĞUŞ VE KARAKTER: İMANIN DENİZLİ’DEN YÜKSELİŞİ
Denizli’nin toprağında filizlenen bir adanmışlık tohumuydu o. Vedat Aslankara. Hayatının baharında, henüz 26 yaşında, ülkesinin geleceğine adanmış bir öğrenci. Onun kimliği sadece okuduğu kitaplardan ibaret değildi; karakteri, ülküdaşları arasında yankılanan bir erdem sembolüydü. O, kuru bir biyografi maddesiyle tarif edilemezdi; zira o, cana yakın, dürüst, iman ve ahlaklı duruşuyla Trabzon’un çalkantılı sokaklarında bir aydınlık meşalesiydi.
KTÜ’DEN MÜCADELE MEYDANINA: GENÇLİK DERNEĞİNİN YÜKSEK GÖREVİ
Akademik yolculuğu Karadeniz Teknik Üniversitesi’nin Yer Bilimleri Fakültesi'nde devam ediyordu; ancak onun asıl hayat dersi, ülkesine karşı sorumluluğuydu. Trabzon Ülkücü Gençlik Derneği (ÜGD) yönetiminde üstlendiği görev, onu sadece bir öğrenci olmaktan çıkarıp, zorlu yılların sarsılmaz bir neferi haline getirmişti. O, sadece jeolojik katmanları değil, milletinin manevi zeminini de korumakla yükümlüydü. Vedat Aslankara, Trabzon’da yürütülen kutlu davanın en ön saflarında, vicdanının sesiyle hareket eden bir liderdi.
MARAŞ CADDESİNDE SON BİLDİRİ
Tarih 27 Aralık 1979’u gösterdiğinde, kader Vedat’ı Trabzon’un Maraş Caddesi'ne çağırdı. Yanında, davasına omuz veren ülküdaşı Kemal Küp vardı. Basit bir eylem için oradaydılar: Hakikatin sesini taşıyan “Hergün Gazetesi”ni almak. Ancak o yıllarda, inançların ifade edilmesi bile can pahasına bir meydan okumaydı. Görünmez bir cephede, komünistlerin hakaretleri ve küfürleri havayı zehirlemeye başladığında, Vedat gerçeğin ve onurun bedelinin ödeneceği anın geldiğini biliyordu.
İKİ HAYSİYET ARASINDAKİ ÇATIŞMA: ZİNCİR VE NAMLU
Saldırı hazırdı, düşman şiddete yönelmişti. Vedat Aslankara, o an geri çekilmeyi reddetti. Bir kahramanın son refleksiyle, kendi müdafaa aracı olan belindeki zincire davrandı. Bu, silaha karşı bir kalkan, kaba kuvvete karşı onurun son hamlesiydi. Fakat kahpe kurşunlar, zincir sesinden daha hızlıydı. Gözü dönmüş katil, silaha daha erken davranarak namluyu ateşledi. Ardı ardına patlayan silahlar, sadece bir bedeni değil, o dönem gençliğinin masumiyetini de hedef aldı. Ülküdaşımız ağır yara almış, ama duruşu sarsılmamıştı.
ATEŞTEN GÖMLEK VE SON NEFES
Yaralı bedeniyle, son bir inatla, cadde üzerindeki bir elektrik direğine tutunmaya çalıştı. Bu tutunuş, sadece fiziksel bir destek değil, inancının hayata tutunma çabasıydı. PTT’den ve çevredeki iş yerlerinden onun için koşan ülküdaşları, şehitlerini o kanlı caddeden alıp, umutla hastaneye yetiştirdiler. Günler, hastane odasında sessiz bir mücadeleyle geçti. 27 Aralık’ta açılan yara, 1979’un ocak ayının ilk günlerinde de kapanmadı.
EBEDİYET YOLCULUĞU: 03 OCAK 1979
Ne hekimlerin çabası ne de ülküdaşlarının duaları, kaderin bu kararlı yürüyüşünü durdurabildi. 03 Ocak 1979 günü, Vedat Aslankara, 26 yıllık ömrünü şehadetin yüceliğiyle taçlandırarak Hakk’a yürüdü. O, Karadeniz’in çalkantılı sularında sadece Yer Bilimleri okuyan bir öğrenci olarak değil, idealleri uğruna canını feda eden, dürüstlüğü ve imanıyla anılan büyük bir kahraman olarak tarihin onur sayfasına yazıldı.
"O, Karadeniz’in fırtınasında Denizli’nin imanını taşıdı. Vedat Aslankara, bir öğrenci olarak değil, ülküye adanmış bir destan olarak tarihe geçti."