"Büyük davalar, en sade ve en yoksul yüreklerden doğar ve o yürekler, geride sadece bir mendil ve yarım kalmış bir rüya bırakarak sonsuzluğa yürürler."
DOĞDUĞU TOPRAKLARIN SESSİZ AHDI
MUSTAFA BALIKÇI. Bu ismin ardında, 1955 yılında Sivas’ın Şarkışla ilçesinde filizlenen, zorluğa boyun eğmemiş bir hayat saklıdır. Bir çiftçi ailesinin oğlu olarak dünyaya geldi. Ekmek kavgasının gölgesinde geçen çocukluğu, onu erkenden olgunlaştırdı; yoksulluk, ortaokul sıralarından dahi koparıp aldı. Hayatın çetin imtihanları onu yıldırmadı; bilakis, doğup büyüdüğü topraklara olan aşkını eyleme dönüştürdü ve Şarkışla’da, ideallerinin yuvası olan ÜLKÜ-KÖY’ün kurucularından biri oldu. O, mücadelesini memleketinde toprağa kök salarak başlatan sessiz bir kahramandı.
RIZIK VE İDEAL ARASINDA ANTALYA YOLCULUĞU
Genç Mustafa, hem bir yiğit hem de bir işçiydi. Rızkını kazanmak, nişanlısıyla kuracağı yuvayı sağlam temellere oturtmak için bir akrabasının desteğiyle sıcak Akdeniz kıyısı, Antalya’ya göç etti. Yeni bir hayat kurma çabası içindeydi, zorlukla iş buldu ve düğün hazırlıklarına başlamıştı. Ancak onun kalbi sadece kendisine ait değildi; o, hem evine ekmek götürmek hem de ülkülerine sahip çıkmak zorundaydı. Bu adanmışlık ruhuyla, Antalya’da MHP İl Teşkilatına üye oldu. Onun için mesai bitimi yoktu; alın teriyle kazandığı parayı, yüreğiyle inandığı davaya adamıştı.
KADERİN SEMİNER ÇIKIŞI
Takvimler 02 Ocak 1978 Pazartesi gününü gösteriyordu. Mustafa Balıkçı, her zamanki kararlılığıyla, MHP İl teşkilatında düzenlenen seminere katılmıştı. Bu, sadece bir ders ya da toplantı değildi; o gün orada, milletinin geleceği için atılacak adımlar, uğruna ter dökülecek fikirler konuşuluyordu. Seminer sona erdi, ışıklar söndü. Mustafa ve ülküdaşları, öğrendiklerini ve umutlarını yanlarına alarak binadan ayrılırlarken, karanlık ve hain bir tuzak kurulmuştu.
O KARANLIK GÜN VE EN YÜCE İSABET
Vicdansız eller tetiği çekti. Komünist saldırganlar, fikir mücadelesinin verdiği cesareti bile göze alamayarak arkadan ateş açtılar. Genç Mustafa Balıkçı, sadece ekmek kavgası veren, yuva kurma hayali olan bir işçi değildi; o anda sırtını döndüğü karanlığa karşı duran bir ülkü neferiydi. Ateş edildi. Kurşun, tam alnına isabet etti. Bu, sadece bir bedene isabet değildi; bir gençliğe, bir inanca ve yarım kalmış bir yuvaya sıkılan kurşundu.
KAN AKMAYAN YARA VE SON EMANETLER
Mustafa Balıkçı, sırt üstü yere düştü. Ancak olay yerindekiler, bu destansı fedakarlığın karşısında hayret verici bir manzaraya tanık oldular: Vurulduğu kurşun deliğinden tek bir damla kan akmamıştı. Sanki ruhu, o kadar saf bir amaç uğruna bedeni terk etmişti ki, geride leke bırakmayı reddetmişti.
Şehidin naaşının üzerinden çıkanlar ise, onun ne kadar büyük bir zenginliğe sahip olduğunun, ne kadar az şeye ihtiyaç duyduğunun en acı kanıtı oldu.
Cebinden çıkanlar:
Temiz bir mendil,
Bir parça çiğnenmiş sakız,
Toplam 35 kuruş (1 adet 10 ve 1 adet 25 Kuruş),
Ve en acısı, geleceğe dair tüm hayallerini sığdırdığı bir yün bebek patiği.
Mustafa Balıkçı, geride ne bir mal varlığı ne de büyük bir servet bıraktı. O, yoksulluğuyla savaşıp, mücadelesiyle yücelen ve düğün hazırlığı yaparken şehadeti kucaklayan bir kahramandı. Bedeni, doğduğu toprakların şahitliğinde, Sivas Şarkışla Garipler Mezarlığı’nda, haksızlığa karşı duruşunun ebedi timsali olarak toprağa verildi.
"Bir yiğidin cebinden çıkan 35 kuruş ve bir bebek patiği, koca bir ömrün ve adanmışlığın en büyük servetidir. Mustafa Balıkçı’nın son nefesi, geleceğe dair tüm hayallerini davasına feda etmiştir."