"Bazı kahramanlıklar bir anlık parlayıp sönen bir alev değil, bedenin son damlasına kadar süren bir direniştir; Şehit İsmet Varol’un hikâyesi, bu bitmeyen adanmışlığın destanıdır."
MALATYA'DAN YÜKSELEN SARSILMAZ YÜREK
Anadolu’nun kalbinde, Malatya topraklarında filizlenen Ülkücü Şehit İsmet Varol’un hayatı, henüz fırtına kopmadan gösterdiği emsalsiz cesaretle başladı. O, inandığı değerler uğruna geri adım atmayanların timsaliydi. 12 Eylül öncesinde bile, karanlık eller onu yıldırmak için birkaç kez saldırıya kalkıştı. Ancak onun kararlılığı çelikten daha sertti. Her darbede daha da kenetlendi, her saldırıyı bir onur nişanesi gibi taşıdı ve asla yolundan sapmadı. O, zorluğun karşısında eğilmeyen bir yiğitti.
CEZAEVİNDE BİLE EZİLEMEYEN RUH
Ne var ki, 12 Eylül 1980 darbesinin karanlık gölgesi ülkenin üzerine çöktüğünde, İsmet Varol da hedef tahtasına konuldu. İnancından vazgeçmeyen bu adam, zorla alıkonularak Elazığ Sıkıyönetim cezaevinin ürkütücü duvarları arasına atıldı. Burada başlayan süreç, bir hapis cezasından öte, bedenine karşı açılan acımasız bir savaş oldu.
Karakolda ve cezaevinde, insanlık dışı ağır işkencelere tabi tutuldu. Bu zalimliğin amacı, sadece onu susturmak değil, ruhunu kırmak, varoluş gayesini paramparça etmekti. Ama Varol, sessiz bir direniş gösterdi. O, işkencecilere ruhunu teslim etmedi; sadece bedenini verebildi. Bu dehşetli mücadelenin sonucunda, vücudu kalıcı yaralar aldı: kısmi felç geçirdi ve böbrekleri dahi bu insanlık dışı saldırılardan nasibini aldı. Bedenindeki her iz, onun ne kadar büyük bir baskı altında bile eğilmediğinin kanıtıydı.
ŞEHADETE GİDEN UZUN VE AĞIR YOL
İşkenceler son bulup cezaevi kapıları açıldığında, İsmet Varol fiziksel olarak özgürdü ama zulmün izleri asla peşini bırakmadı. Vücudunda kalan bu marazlar, onu her geçen gün daha da yıprattı. Yıllar geçse de, 1980'de ona reva görülen şiddetin bedeli artarak ödendi. Özellikle böbrek yetmezliği, o kahraman bedeni yavaşça tüketen, sinsi bir düşman gibiydi.
Hastalığı ağırlaştığında gösterilen tüm tedavi çabalarına rağmen, yıllar önce aldığı yaralar onu bırakmadı. İsmet Varol, 02 Ocak 1995 tarihinde, Malatya’da, yani mücadeleye başladığı topraklarda, sessizce şehadet mertebesine ulaştı. Onun şehadeti, anlık bir kurşunla değil; yıllar süren işkenceye karşı verilen ve bedenin son zerresine kadar sürdürülen destansı bir direnişin son nefesiydi.
"Şehit İsmet Varol, düşmanın bir günde alamadığı canı, yıllara yayılan fedakârlığıyla vatanına adayan, azmin ve ıstırabın destanıdır. Onun mirası, kırılan kemiklerin değil, asla eğilmeyen ruhun zaferidir."