"Bazı hayatlar rakamlarla değil, ruhun sonsuzluğa attığı mühürle yazılır. Mürsel Balta’nın hikâyesi, işte o mühürdür."
KİMLİK: ADI VE ANISININ YÜKSELİŞİ
O, bir isimden ibaret değildi; o, adanmışlığın ta kendisiydi. Mürsel Balta. Tarihin en çetin dönemecinde, inandığı değerler uğruna yürüdü. Hayatını tanımlayan sıfatlar, dünyevi makamlardan çok daha yücedir. Onun kim olduğunu dünyaya haykıran tek bir unvan vardır: ŞEHİT. Bu unvan, 02 Ocak 1980 tarihinde, kanıyla yazdığı destanın ebedi tacı oldu.
BİLİNMEYENİN GÖLGESİNDEKİ YEMİN
Hangi toprağın onu yeşerttiği, hangi diyarın havasını soluyarak büyüdüğü, kayıtlarda yazılı değildir. Mürsel Balta’nın doğduğu yer, tarihin sisli perdesinin ardında gizlenmiştir. Hangi mesleğin alın terini taşıdığı, hangi dünyevi uğraşın peşinden koştuğu da bilinmez.
Fakat bu bilinmezlikler, onun hikayesini zayıflatmaz, tam aksine yüceltir. O, ne doğduğu yerle, ne de dünyevi bir statüyle tanımlanmayı bekledi. Onun tek mesleği, davasına adanmışlıktı; onun tek memleketi, uğruna canını feda ettiği ülküydü. O, isimsiz kahramanların, maddi kayıtlara sığmayan fedakârlıkların sembolü olarak tarihe geçti.
İSTANBUL: SON MÜCADELE VE VEDA
Veda, medeniyetlerin beşiği, iki kıtanın kucaklaştığı İstanbul’da gerçekleşti. Tarih 1980 yılının karanlık eşiğini gösterirken, İstanbul sadece bir şehir değil, aynı zamanda ideallerin çarpıştığı zorlu bir cepheydi. Mürsel Balta, o çetin yıllarda, inançlarının bedelini ödemeye hazır, dimdik duran bir sancağın adıdır. O, bu büyük coğrafyada, karanlığın üzerine yürüyenlerin izini bıraktı.
02 OCAK 1980: KARARLILIK GÜNÜ
Tarih 02 Ocak 1980’i gösterdiğinde, kaderin en zorlu sınavı geldi çattı. Olay Günü’ne dair detaylar, hangi koşullar altında saldırıya uğradığı ve son anlarda nasıl bir direniş sergilediği, maalesef gizemini korumaktadır.
Ancak bilinmeyen tek bir gerçek vardı: Mürsel Balta geri adım atmadı. Hangi tuzak kuruldu, hangi karanlık pusu onu bekliyordu? Bilmiyoruz. Fakat o, hangi tehlikeyi görürse görsün, hangi hainliği hissederse hissetsin, korkunun değil, kararlılığın yolundan yürüdü. O son anlar, bir kurbanın düşüşü değil, bir kahramanın bilinçli bir fedakârlık eylemiydi. O, karanlık bir akıbetin değil, ölümsüz bir idealin üzerine yürüdü ve son nefesini davasına mühürledi.
ŞEHADETİ VE EBEDİ MİRAS
İstanbul'un o soğuk kış gününde, Ülkücü Şehit Mürsel Balta düşerken, ardında sadece bir tarih ve bir yer adı bırakmadı. O, adıyla, mesleğiyle ve o son anın detaylarıyla değil; ödediği bedelin büyüklüğüyle anılmayı seçti.
O, 1980 yılının başlarında, karanlık bir dönemeçte, sönmez bir meşale yaktı. Şehadetinin sessizliği, bugün bile davasının gür sesi olmaya devam etmektedir. Mürsel Balta, unutulmayanların ve yolundan dönmeyenlerin destanında sonsuza dek yaşamaktadır.
"Bazı gerçekler kalemin ucunda değil, vatan için atılan son nefeste can bulur. Mürsel Balta’nın şehadeti, o ebedi gerçeğin imzasıdır."