"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz, bir milletin kaderine mühür olur. Sami Çamcı’nın duruşu, 27 yıllık kısa ömrünün sonsuzluğa yansıyan bir ilke, asla eğilmeyecek bir onurdur."
KİMLİĞİ VE İDEALLERİ
O, Sivas’ın çetin topraklarından, Yıldızeli’nin Mumcuoğlu Çiftçiliği Köyü’nden fışkıran bir adanmışlık fidanıydı. Henüz yirmi yedi bahar görmüş, fakat yüreğine koskoca bir milletin idealini sığdırmıştı. Evliydi, omuzlarında iki masum çocuğun geleceği duruyordu; hayatı, ailesine duyduğu sevgi ile milletine duyduğu sonsuz bağlılık arasında köprü kurmuştu. Sami Çamcı, sadece bir eş veya baba değil, aynı zamanda ülkücü hareketin gençlik ateşini yakan bir meşaleydi.
ADANMIŞLIĞIN YILLARI
Mesleği, ruhunu en iyi yansıtan seçimdi: Öğretmen. Felsefe öğretmeni olarak 1975 yılında Sivas İmam Hatip Lisesi’nde göreve başladığında, onun sınıfı sadece bir derslik değil, aynı zamanda bir duruş okulu haline gelmişti. O, genç dimağlara sadece aklı değil, aynı zamanda vatan sevgisini, imanı ve ideali de öğretiyordu. Genç Ülkücüler Teşkilatı’ndan yetişmiş, ÜLKÜ-BİR’in sarsılmaz bir üyesi olmuştu. O, karanlık günlerde dahi Ülkücü Gençlik Derneği çatısı altında alın teri dökmüş, fikri mücadeleyi bir cephe görevi bilmişti. Onun yaşamı, adanmış bir neferin erdemli yürüyüşüydü.
KARANLIĞIN EN UZUN NÖBETİ
Takvimler 01 Ocak 1980’i gösteriyordu. Dışarıda yeni bir yıla girmenin heyecanı değil, ülkenin üzerine çöken alçak bir tehdit vardı. O gece, Sami Öğretmen, yuvası bildiği okulda, yatılı öğrencilerinin başında nöbetçiydi. O, sadece görevi icra etmiyor, geleceğin teminatı olan masum gençleri kendi bedeniyle koruyordu. Koridorlarda gezinişi, bir çobanın sürüsünü kollaması gibiydi; her adımında sadakat ve sorumluluk vardı.
Ancak yılbaşı gecesinin kimsesizliği ve karanlığı, pusu kuran komünist militanlar için bir fırsat oldu. Önceden planlanmış, alçak bir eylemle, bir kadının da aralarında olduğu hainler, en savunmasız anında, ensesine bir silah dayayarak onu esir aldılar. Sami Çamcı, bu karanlık ihanetin içine çekilirken bile, belki de son bir kez öğrencilerini düşünerek sessiz kalmayı seçti.
KAZAN DAİRESİNDE YÜCELİŞ
Kahraman, okulun en dip noktasına, metalin ve soğukluğun hüküm sürdüğü kazan dairesine sürüklendi. Oraya götürülüşü, bir teslimiyet değil, inancının sınanacağı son meydan okumaydı. Alçaklar, vahşice işkenceler uygulayarak, onun sadece bedenini değil, idealini de kırmak istediler. O anlar, çetin bir sorgu değil, Türk milletinin şerefini ayaklar altına alma girişimiydi. Fakat Sami Öğretmen, ne geri adım attı ne de duruşundan taviz verdi. Onun sessizliği, düşmanına karşı haykırdığı en gür manifesto oldu.
Vahşet, imanı kıramayınca kanaat etti. Sami Çamcı, işkencelerle yetinmeyen katiller tarafından kurşunlanarak yere yığıldı. 27 yıllık bir ömrün son nefesi, karanlık bir kazan dairesini aydınlatan bir şehadet kandili oldu. Alçaklar, onu kan gölü içinde bırakıp, gecenin karanlığına karıştılar. Sabahın ilk ışıklarıyla gelen kazan dairesi görevlisi, yerde yatanın sadece bir öğretmen değil, zulme karşı direnen ve bu uğurda destan yazan bir Bozkurt’un aziz bedeni olduğunu gördü. Emniyet gelip gerçeği tespit ettiğinde, geride kalan, bir cinayet değil; bir milletin kalbine saplanan bir hançer ve ebediyete ulaşmış bir kahramanlık hikayesiydi.
"Şehit Sami Çamcı, yalnızca 01 Ocak 1980'de fiziken düştü; ancak inancının ve 27 yıllık fedakârlığının yüceliği, Sivas semalarında bir yıldız gibi parlamaya ve gelecek nesillere 'duruş' dersi vermeye devam etmektedir."