“Eğilmek, rüzgârın şiddetini azaltmaz; ancak duruşun, fırtınanın adını tarihe yazar.”
KİMLİĞİ VE MİRASININ TOPRAĞI
Nevşehir'in kadim toprakları, Hacıbektaş ilçesinin Başköy'ünde yeşeren bir fidandı o. Adı, Şerafettin Şahin. Yaşamı, henüz en parlak çağındayken, öğrencilik yıllarında vatanına ve davasına adanmışlığın destanını yazmakla geçti. O bir öğrenciydi, ancak ders kitaplarından çok daha fazlasını okumuş, vicdanında taşıdığı büyük inancın zorlu imtihanından geçmişti.
ADANMIŞLIĞIN GÖÇ YOLU
Şerafettin, sıradan bir öğrenim hayatını değil, sürekli bir mücadele hattını seçmişti. Kırşehir Ticaret Lisesi'nde başladığı eğitim yolculuğu, kısa sürede dönemin karanlık baskılarıyla sınanmaya başladı. Okulundaki komünist tehditler ve ideolojik zorlamalar karşısında, ruhunu eğmektense coğrafyasını değiştirmeyi tercih etti.
Kırşehir’den Kırıkkale’ye naklini aldırdı. Ancak kahramanların gölgeleri, gittikleri her yerde onları takip eden tehlikeleri de beraberinde getirir. Kırıkkale’de de aynı karanlık zihniyet ona rahat vermedi. O yılmadı. Geri adım atmak yerine, direnişini daha büyük bir merkeze, Ankara’ya taşıdı. Zorlu bir karar ve büyük bir fedakârlıkla, nihayet Ankara Aydınlıkevler Ticaret Lisesi’ne naklini aldırmak zorunda kaldı. Her nakil, onun davasına olan bağlılığının bir imzasıydı; her okul değişimi, onun zorbalığa karşı duran çelik iradesinin bir kanıtıydı.
SON OCAK VE BİR YILIN SON NEFESİ
Takvimler, 31 Aralık 1977’yi gösteriyordu. Yeni bir yıla sadece saatler kalmıştı, ancak Şerafettin için o gece, bir dönemin kapanışı değil, ölümsüzlüğün başlangıcı olacaktı. Ankara Aydınlıkevler Ülkü Ocakları Derneği, onun sığınağı, yoldaşlarının eviydi. Yanında, omuz omuza mücadele ettiği ülküdaşı Kemalettin Erdoğan vardı.
Karanlık çökmüş, soğuk bir Ankara akşamıydı. İki ülküdaş, ocağın eşiğinden çıkarak, sadece 150 metre kadar yürümüşlerdi ki, tarihin en alçak pusu anlarından biri yaşandı.
ATEŞ ÇEMBERİ VE İKİ KAHRAMAN
Kararlılıkla yürüdükleri o kısa mesafe, ansızın kurulan bir tuzakla kana bulandı. Hainler, iki ülkü erini, vicdansız bir çapraz ateş altına aldı. Bu, bir çatışma değil, inanca ve ülküye sıkılmış soğuk namlulu bir infaz girişimiydi.
O an, Şerafettin Şahin, daha öğrencilik çağında, ne pahasına olursa olsun korumaya yemin ettiği değerler uğruna gözünü bile kırpmadan siper oldu. Kurşunlar hedefini bulduğunda, onun tertemiz ruhu, mücadeleyle geçen kısacık ömrünün zirvesinde, 31 Aralık 1977 günü orada, Ankara’nın ayazında şehadet mertebesine yükseldi.
Ülküdaşı Kemalettin Erdoğan ise ağır yaralanmıştı. O da yiğit kardeşinin şehadetinden sadece üç gün sonra, 3 Ocak 1978 günü yaralarına yenik düşerek aynı mukaddes yolda ona kavuştu.
EĞİLMEZ BAŞIN VEDASI
Şerafettin Şahin, davasından asla taviz vermeyen, baskıya boyun eğmeyen duruşuyla, daha 20. yüzyılın o zorlu yıllarında bir destan yazmıştı. Cenazesi, doğduğu toprağa, Nevşehir iline bağlı Hacıbektaş ilçesinin Başköy’üne getirildi.
Orada, başladığı yerde, toprağın altına değil, milletinin kalbine gömüldü. Artık o, sadece bir öğrenci değil, baskıya karşı direnişin sancağıydı; her bir okul nakli, onun çelikleşen iradesinin izleriydi.
“Onlar ki, bir yılın en karanlık gecesinde yürüdüler, ki sonraki yıllar onların bıraktığı ışıkla aydınlansın.”