"O, inancının haysiyetini çiğnetmeyenlerin, son nefeste dahi eğilmeyenlerin yazdığı destandır."
KİMLİK VE GURBETİN YÜKÜ
Onun adı Mehmet Pehlivan'dı. O, köklerini Anadolu’nun bereketli topraklarından alıp, ekmeğin peşinden metropolün beton ormanına göç eden milyonlardan biriydi. Doğduğu yerin bilgisi kayıtlara geçmemiş olsa da, duruşu ve imanı tüm kimliğini haykırıyordu. O, bir kahraman olmayı talep etmemişti; sadece dürüstçe çalışıp, inancını yaşamak isteyen sıradan bir işçiydi.
FABRİKA: İMANIN SINANMA MEYDANI
Çalıştığı fabrika, sadece bir geçim kapısı değil, aynı zamanda ruhunun sınandığı bir cepheydi. O, abdestinden ve namazından asla taviz vermeyen, Hakk'a adanmış bir ruhtu. Ancak bu kutsal bağlılık, komünist ideolojinin ağırlıkta olduğu o işyerinde alay konusu oldu. Namaz seccadesi, bir başkaldırı simgesi haline geldi. Her gün, sözlü tacizlerin ve hakaretlerin hedefi oldu. Kararlılıkla bu baskıya dirense de, çelikleşen imanı bir noktada isyan etti.
YUMRUK: HAYSİYETİN İSYANI VE TEHDİT
O gün, tahammül sınırları aşıldı. İnancına yönelen çirkin bir hakarete daha katlanamayan Mehmet, geri adım atmadı. Haksızlık yapanlardan birine vurduğu o yumruk, sadece bir fiziksel tepki değil, çiğnenmek istenen haysiyetin gürleyen sesiydi.
Bu onurlu direnişin bedeli ağır oldu. DİSK’e bağlı komünist işçiler, Mehmet’i ve onun gibi düşünen arkadaşlarını ölümle tehdit ettiler, işe gelmemelerini emrettiler. Bu tehditler, sıradan bir insanın kaçıp saklanmasını gerektirirdi; ancak Mehmet Pehlivan, ne işinden ne de doğrusundan vazgeçti. O, zulmün üzerine kararlılıkla yürüdü ve her sabah tehditlere rağmen fabrikasının kapısından içeri girdi. O, fedakarlığın neferidir.
31 ARALIK 1978: SON ADIM
Takvimler 31 Aralık 1978’i gösteriyordu. İstanbul, yılın son gününün puslu ve ıslak hüznünü taşıyordu. Hava yağışlıydı. Fabrikadaki mesaisini tamamlamış, alın teriyle kazandığı ekmeği evine götürmenin yorgun huzurunu yaşıyordu.
Ancak karanlık pusuda bekliyordu. Mehmet Pehlivan, o yağmurun altında yalnızdı. Bir anda, sayıları tam on kişiyi bulan gözü dönmüş bir grup, kahramanımızın önünü kesti. Bu, ne adil bir dövüş ne de bir uyarıydı; bu, imanı sebebiyle bir ölüm fermanının infazıydı.
Önce onu yere yıktılar, acımasızca dövdüler. Ancak bu yiğit ruh, darbelere rağmen eğilmedi, teslim olmadı. Fiziksel şiddet yetmeyince, o karanlık eller silahlara sarıldı. Art arda patlayan kurşunlar, Mehmet Pehlivan’ın bedenini hedef aldı.
ŞEHADET VE SONSUZ YEMİN
O, imanı için girdiği çatışmada, zalimlerin on kurşunuyla yere yığıldı. 31 Aralık 1978 akşamı, İstanbul’un ıslak kaldırımları, Mehmet Pehlivan’ın kanıyla kutsandı. Olay yerinde şehit oldu. Son nefesini vermeden önce dahi, duruşundan zerre kadar taviz vermediği için, yalnızca bir işçi olarak değil, inancının ve haysiyetinin büyük kahramanı olarak tarihe adını yazdırdı.
"O, ekmeği uğruna gurbete çıkıp, inancının bedelini canıyla ödeyenlerin, tarihe kazınmış unutulmaz adıdır."