"O, gençliğin baharını değil, adanmışlığın çelikten yeminini seçti. Çünkü bazı hayatlar sadece yaşanmak için değil, uğruna ölünmek için vardır."
---
İDEALİN ADI VE YEMİNİ
Kimliğinin üzerine sadece "ÖĞRENCİ" yazsa da, yüreğinde taşıdığı sıfat çok daha büyüktü: Ülkücü Şehit Gökhan Tekson.
O, çağının karmaşasında, sıradan bir hayatın kolaycılığı yerine, sarsılmaz bir inancın çileli yolunu seçmişti. İstanbul’un kalabalığında, Kadıköy Akşam Ticaret Lisesi sıralarında sadece ders kitaplarına değil, vatanın geleceğine odaklanıyordu. Henüz hayatının baharındayken, davasını kendinden büyük gören bir adanmışlıkla, Ülkücü Gençler Derneği’nin (ÜGD) Kadıköy şubesine katılmıştı.
Kadıköy Hasanpaşa Semti Moralı İbrahimpaşa Sokak’ta kurdukları bekar evi, sadece dört duvar değil, bir karargâhtı; genç idealistlerin bir araya gelip yemin tazelediği, direnişin ve kardeşliğin sığınağıydı. Gökhan, bu kalede, büyük bir fedakârlığın eşiğinde olduğunun farkındaydı.
KARANLIĞIN ALÇAKÇA TUZAĞI
Ancak 1979 yılının o karanlık günlerinde, idealist duruş, can pazarında bir hedeften farksızdı. Hainlik, en alçakça maskesini takınarak kapıya dayandı.
Olay, İstanbul Haydarpaşa semtindeki öğrenci evinde yaşandı. Gözü dönmüş TİKKO militanları, kahpeliğin zirvesini temsil eden bir yola başvurarak, devletin güvenilirliğiyle özdeşleşen kimliğe, polis cübbesine büründüler. Bir kahramanlık mücadelesi için hazırlanmış gençlerin karşısına, kurşunlarla ve ihanetle çıktılar.
Kapı çalındı, açıldı ve hiçbir uyarı yapılmadan, hak arama veya sorgulama bahanesi olmadan, eve kurşun yağdırıldı. Bu, bir çatışma değil, bir infaz girişimiydi.
SON DİRENİŞ VE ÜÇ GÜNLÜK MÜCADELE
Kurşunlar yağmur gibi yağarken, Gökhan Tekson, inancının bedelini bedeniyle ödedi. Aldığı kurşun darbeleriyle ağır yaralandı. O an, fiziksel acının ötesinde, davasına yapılan bu haksız saldırının ağırlığını taşıyordu.
Hemen Haydarpaşa Numune Hastanesi’ne kaldırıldı. Takvimler 30 Aralık 1979’u gösterirken, Gökhan’ın hayata tutunma mücadelesi başladı. Üç uzun gün boyunca, genç bedeni, hayata ve ideallerine sadık kalmak için direndi. Hekimlerin bütün çabaları, dualar ve umut dolu bekleyişler bu karanlık kaderi değiştiremedi.
Gökhan’ın mücadelesi, tam üç gün sonra, zaferle sonuçlanamayan ağır bir hüzünle noktalandı.
ŞEHADETİ VE EBEDİ YOLCULUĞU
Adı sadece lise sıralarında değil, artık tarihin destansı sayfalarında yer alıyordu. Gökhan Tekson, Haydarpaşa’daki o bekar evinde başlayan ve hastanede son bulan üç günlük kahramanlık mücadelesinin ardından şehadet makamına ulaştı.
O, inandığı yolda, en zor anında bile geri adım atmayan bir yiğitti. Bir Bozkurt daha, davasına can vererek Şehitler Kervanı’na katıldı. Gökhan’ın kanı, sadece bir öğrencinin hayatı değil, bir neslin fedakârlık yemini olarak İstanbul toprağına karıştı. 30 Aralık 1979 tarihi, onun adanmışlığının ebedi mührü oldu.
---
"O gittikten sonra arkada kalan boşluk değil, uğruna can verdiği davanın sarsılmaz temeli oldu. Çünkü bazı ölümler, binlerce yeni doğuşa ilham verir."