"Vatanın çağrısına uyup gurbetten dönenler, son nefeslerini dahi davanın direği kılarlar."
GURBETİN SESSİZ YEMİNİ
1928 senesinde yeryüzüne ayak basan Hulusi Balkıs, hayatın çetin rüzgârlarına erken yaşta göğüs germiş, adanmış bir ruhun sahibiydi. O, evliydi; ocağının sıcaklığı, çocuklarının sesleriyle mayalanıyordu. Fakat kader onu, ekmeğini kazanmak için vatan topraklarından uzaklara, bilinmez gurbet ellere sürükledi. Yıllarca süren bu ayrılık, demir bir pranga gibi yüreğini sıktı. O, yabancı ellerde ter dökerken dahi, ruhunda taşıdığı yegâne kutsal duygu, ana yurdunun hasretiydi. O hasret, bir gün galebe çaldı; Hulusi Balkıs, birikmiş bir ömrün yorgunluğu ve vatan sevgisinin güçlü çağrısıyla, kutsal topraklara, İstanbul Fatih’e geri döndü.
DÖNÜŞ VE KIZIL ÇİZGİ
Gurbetin acısını taşıyan her damla teri, bir bağımsızlık sembolü gibi sermayeye dönüştürdü. Bir taksi aldı. Artık İstanbul sokakları, onun mesai alanı, ekmek teknesi ve aynı zamanda davasının sessiz şahidiydi. O, direksiyon başında bir emekçiydi; ancak ruhunda yanan iman ateşi, onu daha büyük bir göreve çağırdı. Milli Hareket Partisi’nin (MHP) Fatih İlçe teşkilatına katıldı. Sadece bir nefer olmakla kalmadı, yönetimin en zorlu yükünü omuzladı. O, halkın içinden çıkmış, emeği kutsayan ve inancından zerre taviz vermeyen bir 'bozkurt'tu.
HAİNLİĞİN KUCAKLAŞMASI
Takvimler 29 Aralık 1978’i gösteriyordu. Hava, o kış akşamının erken saatlerinde yavaşça kararırken, saatler 17.00’ı işaret etmekteydi. Hulusi Balkıs, taksisinde bekliyordu; zira onun için mesai, vatan hizmetinin bir parçasıydı. İşte o anda, karanlığın içinden üç suret yaklaştı; iki erkek ve bir kız. Fıtratlarında kahpelik olan bu militan katiller, sinsi bir planın ilk adımını attılar.
“Taksi boş mu?” diye sordular.
Hulusi Ağabey, bir emekçi dürüstlüğü ve profesyonel nezaketiyle, karşısındakileri müşteri sandı. Tehlikeyi, hainliği sezemedi: “Boş,” dedi.
O an, masumiyetin kurban edildiği andı. Kendilerini ‘halkçı’ ve ‘emekten yana’ olarak tanımlayan bu gölgeler, bir halk çocuğunun, alın teriyle geçinen dürüst bir adamın arabasına bindiler.
KURŞUNUN SESSİZLİĞİ VE SON NEFES
Yolculuk, Balat civarına doğru ilerledi. Bu, Hulusi Balkıs’ın son seferi olacaktı. Durma emri geldiğinde, taksinin duruşuyla birlikte, kahpeliğin en şiddetli sesi yankılandı. Peş peşe patlayan silahlar, sadece bir arabanın motorunu değil, 1978 kışında inançla atan bir yüreği de susturdu.
Bir emekçi, bir ülkücü bozkurt, tam da halkının içinde, rızkının peşindeyken, vicdansız bir saldırıyla şehit edildi. Onun hayatı, vatanına döndükten sonra dahi, uğruna savaştığı değerlere adanmıştı. O karanlık günde, Hulusi Balkıs, davasından asla dönmediği ve inancını satmadığı için hedef alındı. O, tehlikeyi sezemediği bir hizmet anında, son nefesini şehadetle taçlandırdı. Onun hayatı bir taksi durağında durdu; ama fedakârlığı, millete miras kaldı.
"Kahramanlar, sadece düştükleri yerde değil, gurbet rüzgârlarında dahi vatan aşkını taşıyanların kalbinde yaşarlar."