"Milleti için dükkânında namusla duranlar, şehadet ile o dükkânın eşiğini ebedi bir nöbet yerine çevirirler."
KİMLİĞİ VE SAPASAĞLAM DURUŞU
Adı: Mehmet Akçiçek. Bu toprakların sıradanlığı kabul etmeyen, derin bir inançla örülmüş bir isimdi. Hayatının başlangıç noktası, doğum yeri, kayıtlarda bir bilinmezlik perdesi ardında kalsa da, duruşunun netliği ve inancı, tüm coğrafyalardan daha belirgindi. O, sadece bir vatandaş değil, davasına yüreğini adamış bir Ülkücü Şehit olarak tarihe kazındı. Onun kimliği, sadece kimlik kartındaki satırlardan ibaret değildi; cesareti ve sadakati, onun gerçek mührüydü.
ANADOLU’NUN EMEK DESTANI
Mehmet Akçiçek, İstanbul gibi bir metropolün kalabalığında, en onurlu yolu seçmişti: Esnaflık. Fatih’in tarihi dokusu içinde, Halıcılar Kumbarhane Caddesi’nde manifaturacılık yaparak ailesinin ve kendi geçimini temin ediyordu. O, bir eliyle kumaşları dokurken, diğer eliyle de idealini tutuyordu. Dükkânının kapısı, ekmeğini kazandığı yerdi; aynı zamanda, savunduğu değerlerin de kalesiydi. Gündelik hayatın telaşı içinde, alnının teriyle kazandığı her kuruş, onun sarsılmaz adanmışlığının bir ispatıydı.
KARANLIĞIN ÇÖKTÜĞÜ GÜN: 29 ARALIK 1979
Ne yazık ki, 1979 yılının o çetin kış günlerinde, dürüstlük ve inanç, bazıları için hedef tahtasına dönüşmüştü. Takvimler 29 Aralık’ı gösterdiğinde, İstanbul, bir yiğidin sessizce büyük bedeli ödediği ana şahit oldu. O, cephede kılıç sallayan bir asker değildi; o, kendi işyerinde, kendi davasının neferi olarak dimdik duran bir esnaftı.
SON NEFES VE KURŞUN SESİ
Olay Günü’nün dehşeti, kuru satırlara sığmayacak kadar büyüktür. Bir komünist militan, barışın ve emeğin temsil edildiği o dükkânı kana bulamak üzere harekete geçti. Ne bir uyarı, ne bir geri adım… Mehmet Akçiçek’in tehdit karşısındaki son duruşu, son sözleri ve o an verdiği karar, tarihi kayıtlarda detaylıca yer almasa da, bilinen tek gerçek, onun canı pahasına geri adım atmadığıdır.
O anlar, bir dükkânın basit bir ticaret merkezi olmaktan çıkıp, bir fedakârlık meydanına dönüştüğü andır. Ülküdaşımız, işyerinde hain bir saldırıya uğradı. Kuru ve zalim bir ifadeyle kayıtlara geçen; “kurşunlanarak şehit edildi” cümlesi, onun son anındaki cesaretini ve maruz kaldığı şiddeti tarif etmeye yetmez.
EBEDİYETE YÜRÜYÜŞ
29 Aralık 1979 günü, İstanbul’un Fatih semtinde atılan o kurşun, Mehmet Akçiçek’in fani hayatını sonlandırdı, ama onu ebedi bir destana taşıdı. O, dükkânının eşiğinde şehit edilerek, esnaf kimliğiyle dahi vatan davasının savunulabileceğini gösterdi. Geriye, sadece bir tarihin ve bir ismin soğuk bilgileri kalmadı; geriye, inandığı değerler uğruna kendi mesleğini yaptığı yerde kahramanca can veren bir yiğidin onurlu mirası kaldı.
"O, elindeki kumaşı bırakıp, göğsünü siper etti. Çünkü bazı esnaflar, sadece mal değil, namus da satarlar."