"Onlar, yirmili yaşların baharında, kalplerinde vatanın yemyeşil hayalini taşıyanlardı. Ölüm onları değil, onlar ölümü karşıladı."
ADI: DESTANA YAZILAN YİRMİ BİR YIL
O, Nevşehir’in çetin topraklarından aldığı sarsılmaz ruhu, İstanbul’un karmaşık ve tehlikeli sokaklarına taşıyan bir meşaleydi: HASAN LEVENT PAMUKÇU.
Hayatının baharında, henüz yirmi bir yaşındaydı. Gencecik omuzlarında, sadece ailesinin umutlarını değil, inandığı büyük davanın da ağırlığını taşıyordu. Ailesiyle birlikte büyük şehre, Bakırköy’e demir atmışlardı; ancak onun gerçek yuvası, kalbindeki idealin sıcaklığıydı.
BİLİMİN VE CESARETİN KESİŞİM NOKTASI
O, sadece bir eylem adamı değil, aynı zamanda ülkesinin geleceğini kalemle inşa etmek isteyen bir aydın adayıydı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nin son sınıf öğrencisiydi. Bu kutsal çatı altında, kitapların bilgeliği ile sokakların acımasız gerçekliğini birleştirmişti.
Hasan Levent, ülküdaşları arasında sadece bilgisiyle değil, duruşu ve sarsılmaz sadakatiyle de tanınıyor, derin bir sevgi ve saygı görüyordu. O, karanlık günlerde davasının sesi, fedakârlığın somutlaşmış haliydi; sadece okumakla kalmıyor, inancını yaşatmak için tehlikeye kalkan oluyordu.
28 ARALIK 1979: ALÇAKLIĞIN PERDESİ
1979 yılının o acımasız Aralığı, büyük bir fedakârlığın sahnesi olacaktı. Ülkenin üzerine çöken anarşi ve kanlı mücadele, pusuda bekleyen gölgeler yaratmıştı. Bu gölgeler, Komünist militanlardı; mertlikten yoksun, sadece kalleşliğin dilini konuşanlar.
O gün, katiller en iğrenç maskelerinden birini takınmışlardı. Vicdanlarını satmış, seyyar bir gazeteci kılığında, Bakırköy’deki o evin kapısına gelmişlerdi. Ekmek parası kazanan masum bir seyyarın kutsal kılığına girerek, pusu kurmuşlardı. Çünkü biliyorlardı ki, dürüstlükle karşılarına çıkmaya cesaret edemezlerdi.
KAHRAMANIN SON EŞİĞİ
Kapı çalındı. Hasan Levent, evinin huzurunu koruduğunu düşünerek, hiçbir kötülük beklemeden kapıyı açtı. O, kendi hayatının eşiğinde, ne kurulan pusuyu ne de yaklaşan ihaneti görebilmişti.
Kapı aralanır aralanmaz, namlular ateşlendi. Kahpeliğin soğuk ve ağır kurşunları, yirmi bir yaşındaki bir ülkü devinin tertemiz bedenine yağdı. O anda, sadece bir öğrenci vurulmadı; bir idealin son sınıf öğrencisi, kendi yurdunun ortasında, alçak bir tuzağın kurbanı oldu.
Hasan Levent Pamukçu, açtığı o kapının eşiğinde, inandığı dava uğruna şehadet makamına erdi. O, hayatını adadığı değerler için, düşmanın en iğrenç tuzağını evinin kapısında karşıladı. Kurşunlar onu susturdu ama yirmi bir yıllık o kısa ömür, ülkücü hareketin destansı mücadelesine sonsuz bir adanmışlık yemini olarak mühürlendi.
"Bazılarının hayat hikayesi kurşunla biter, ama kurşun, onların adını milletin hafızasına kazıyan, ölümsüz bir mühürdür."