"Vatan sevgisi imandan gelir" diyenler için, son nefes bile bir destanın ilk mısrasıdır.
ALIN TERİ VE YÜREKTEKİ YEMİN
O, Mesudiye Köyü’nün toprağından doğan, memleketinin kıymetini bilen bir yiğitti. İsmail Uçar.
Hayat yolculuğunda 27 bahar görmüştü. Genç ömrünü, Uşak sanayisinin alın teri ve demir kokan dünyasına adamıştı. O, bir torna atölyesinin çarkları arasında, namusuyla ekmeğini kazanan, emeğin ve dürüstlüğün timsali bir işçiydi. Maddi dünyası belki basitti; fakat ruhu ve inancı, çelikten daha güçlüydü.
İDEAL UĞRUNA BİR DURUŞ
İsmail Uçar, sadece bir işçi değil, aynı zamanda yüreğinde büyük bir şuur taşıyan bir adamdı. O, ‘Müslüman Türk olmanın şuurunda’ yaşamayı kendine vazife bilmiş, milliyetçi ve ülkücü bir duruşun sahibiydi. Onun için bu kimlik, yalnızca bir tanım değil; uğruna yaşanacak ve gerekirse can verilecek kutsal bir yemindi.
Ne yazık ki, o karanlık ve zorlu dönemde, İsmail Uçar’ın "bütün suçu" da tam olarak bu asil duruşu oldu. Alnı açık, yüreği iman dolu bir şekilde, inandığı değerlerden zerre taviz vermeyişi, onu hedef tahtasına koyan yegâne sebepti. O, idealini canından üstün tutmuştu.
KARANLIĞA SON ADIM
Takvimler, 28 Aralık 1979 tarihini gösteriyordu. Soğuk bir Uşak akşamıydı. Gündüz torna atölyesinde çelikle güreşen bilekleri yorulmuş, zihninde sadece yuvasına kavuşmanın huzuru kalmıştı. Sanayi Mahallesi’ndeki bir kahvehaneden çıktı ve evine doğru yürümeye başladı.
Saatler 22.00’yi vurduğunda, İsmail Uçar sadece evine dönmek istiyordu. O an bilmiyordu ki, attığı o son adımlar, aslında vatanın bağımsızlık davasına doğru atılan en destansı adımlar olacaktı. Karanlık, kin ve ihanetle pususunu kurmuştu.
27 YILLIK YİĞİTLİĞİN MÜHÜRÜ
Sanayi Mahallesi’nin sokakları, o gece bir yiğide kurulan kalleşliğe tanıklık etti. Evine yaklaşırken, pusu kuran komünist militanlar, namlunun ucunu İsmail Uçar’ın alnına değil, doğrudan taşıdığı ülkücü inanca çevirdiler.
Korkakça kurulan yaylım ateşi, bir işçinin hayatına son verirken, 27 yıllık kısa ama onurlu bir hayatın son noktası oldu. İsmail Uçar, davasından dönmediği için, inancını canıyla ödediği için, 28 Aralık 1979 gecesi, Uşak semalarına şehitlik şerefiyle yükseldi. O, hayatını adadığı ülküye son nefesiyle mühür vuran bir kahramandı.
"Ölüm, inananlar için bir son değil, sonsuzluğun kapısıdır." İsmail Uçar, bedeni düştüğünde davasını göğe yükseltenlerdendir.