"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz; bir milletin namusu için siper olur, bir destan gibi yazılır."
KİMLİK VE KÖKLER: GAZİANTEP'İN EMANETİ
O, 1934 yılının bereketli Gaziantep toprağında, Nizip’in Kubbin Bağlıca Köyü’nde kök salmış bir yiğitti. Bir kimlikten öte, Anadolu’nun sıcaklığını, yiğitliğini ve fedakârlığını temsil eden Şakir Hüseyin Alkurt’tu adı. Omuzlarında sadece ailesinin yükünü değil, bağlı olduğu davanın onurunu da taşıyan bir isimdi.
ADANMIŞLIĞIN YUVASI
Şakir Hüseyin Alkurt, 45 yıllık ömrünü sıradan bir hayat olarak görmedi. Evliydi, sekiz evlada sahip büyük bir ailenin direğiydi. Mesleği esnaflıktı; Nizip’in en sevilen, en sayılan yüzlerinden biriydi. Fakat hayatının merkezi, sadece ticaret değil, mensubu olduğu davanın inancıydı.
İkamet ettiği Gaziantep’te, Barış Mahallesi’nin Fikri Paşa Caddesi üzerindeki kahvehanesi, sadece bir iş yeri değil; ülkücü duruşun, mertliğin ve vatan sevdasının ocağıydı. O, bölgenin karanlık tehditler altında olduğu zorlu bir dönemde, duruşundan zerre taviz vermeyen, ailesini ve çevresini kendi göğsüyle korumaya ant içmiş bir ağabeydi. Onun varlığı, hem Nizip’te hem de Gaziantep’in sokaklarında bir güven hissi yaratıyordu.
BİR KIŞ GÜNÜ: KAHPE PUSU
Ne yazık ki, milletin geleceği için verilen bu onurlu mücadele, bedelsiz kalmayacaktı. Takvimler, soğuk ve ihanet dolu bir günü, 28 Aralık 1979’u gösteriyordu.
Gaziantep’in Ünaldı mahallesi, Ahmakderesi mevkiinde, Fikirpaşa caddesi üzerindeki o mütevazı kahvehanede, o gün de vatan sevdalıları bir aradaydı. Ancak o dönemin "APOCU" olarak bilinen, şimdiki PKK militanları, gölgeler arasından sinsice ve kalleşçe bir plan yapmıştı. Onlar, dürüst bir mücadeleye cesaret edemeyen, pusu kuran hainlerdi. Hedefte, inancın kalesi olan bu kahvehane ve oradaki ülküdaşlar vardı.
SON NEFES VE MİRAS
O kahpe eller, aniden kahvehaneye silahlı baskın düzenlediğinde, ortalık bir anda cehenneme döndü. Şakir Hüseyin Alkurt, bir devlet memuru, bir asker veya polis değildi; o, sekiz çocuklu bir esnaftı. Ama duruşu, tüm rütbelerden üstün bir kahramanlık nişanesi taşıyordu.
Canından parçalar olan oğlu Ahmet Alkurt ve akrabası Mehmet Diler, hain kurşunlarla yaralanmıştı. O an, bir babanın ve bir ülkücünün verebileceği en yüce karar verildi. Şakir Hüseyin Alkurt, o ateş çemberinin ortasında bir an bile tereddüt etmedi. Vücudunu ailesi ve davası arasına bir siper gibi koydu.
Aldığı kurşun yaraları onu hemen oracıkta yere serdi. O, sadece hayatını kaybetmedi; 45 yaşında, ülkücü kimliği ve duruşu nedeniyle, vatanın birliği uğruna en ağır bedeli ödedi. O, gürültü patırtıyla değil, büyük bir sessizlikle, geride onurlu bir miras bırakarak şehit oldu.
"Yiğitlerin kanıyla sulanan bu topraklar, Şakir Hüseyin Alkurt gibi isimsiz kahramanların son nefesiyle mühürlenmiştir. O’nun adı, Gaziantep’in sönmeyen fedakârlık meşalesidir."